mustafa başaran

T.C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ SEYAHAT İŞLETMECİLİĞİ VE TURİST REHBERLİĞİ ANA BİLİM DALI

SEYAHAT İŞLETMECİLİĞİ VE TURİST REHBERLİĞİ BİLİM DALI

KIRSAL KALKINMA BÖLGELERİNDE KADIN İSTİHDAMI: AFYONKARAHİSAR GAZLIGÖL TERMAL TURİZM BÖLGESİ ÖRNEĞİ

Mustafa BAŞARAN

YÜKSEK LİSANS TEZİ

Danışman

Dr. Öğr. Üyesi Alper ATEŞ

Konya – 2019

Mustafa BAŞARAN KIRSAL KALKINMA BÖLGELERİNDE KADIN İSTİHDAMI: AFYONKARAHİSAR GAZLIGÖL TERMAL TURİZM BÖLGESİ ÖRNEĞİ Yüksek Lisans Tezi 2019  

T.C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ SEYAHAT İŞLETMECİLİĞİ VE TURİST REHBERLİĞİ ANA BİLİM DALI

SEYAHAT İŞLETMECİLİĞİ VE TURİST REHBERLİĞİ BİLİM DALI

KIRSAL KALKINMA BÖLGELERİNDE KADIN İSTİHDAMI: AFYONKARAHİSAR GAZLIGÖL TERMAL TURİZM BÖLGESİ ÖRNEĞİ

Mustafa BAŞARAN

YÜKSEK LİSANS TEZİ

Danışman

Alper ATEŞ

Konya – 2019


T. C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ

Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü

BİLİMSEL ETİK SAYFASI

Bu tezim proje safhasından sonuçlanmasına kadarki bütün süreçlerde bilimsel etiğe ve akademik kurallara özenle riayet edildiğini, tez içindeki bütün bilgilerin etik davranış ve akademik kurallar çerçevesinde elde edilerek sunulduğunu, ayrıca tez yazım kurallarına uygun olarak hazırlanan bu çalışmada başkalarının eserlerinden yararlanılması durumunda bilimsel kurallara uygun olarak atıf yapıldığını bildiririm.

Mustafa BAŞARAN

T. C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ

Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü

YÜKSEK LİSANS TEZİ KABUL FORMU

Mustafa BAŞARAN tarafından hazırlanan Kırsal Kalkınma Bölgelerinde Kadın İstihdamı: Afyonkarahisar Gazlıgöl Termal Turizm Bölgesi Örneği başlıklı bu çalışma …../…../……… tarihinde yapılan savunma sınavı sonucunda oybirliği/oyçokluğu ile başarılı bulunarak, jürimiz tarafından yüksek lisans tezi olarak kabul edilmiştir.

Ünvanı Adı Soyadı İmza
     
     
     


ÖNSÖZ

Akademik anlamda yapmış olduğum bütün araştırmaların, gerek tez konusunun seçiminde gerekse tezin tamamlanmasındaki her aşamada, çok değerli fikir ve görüşlerini benimle paylaşan, Lisansüstü eğitimime başladığım günden bu yana her konuda destek ve görüşlerini tarafıma aktarmaya çalışan ve kendilerinden çok değerli bilgiler edindiğim tez danışmanım Sayın Dr. Öğr. Üyesi Alper ATEŞ Hocama minnet ve şükranlarımı sunarım.

Saygılarımla,

Mustafa BAŞARAN


T. C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ

Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü

Öğrencinin Adı Soyadı Mustafa BAŞARAN Numarası 154265002009
Ana Bilim/ Bilim Dalı Seyahat İşletmeciliği ve Turist Rehberliği Ana Bilim Dalı Seyahat İşletmeciliği ve Turist Rehberliği Bilim Dalı
Danışman Dr. Öğr. Üyesi Alper ATEŞ
Tezin Adı Kırsal Kalkınma Bölgelerinde Kadın İstihdamı: Afyonkarahisar Gazlıgöl Termal Turizm Bölgesi Örneği

ÖZET

Dünyada hızla gelişen sektörlerden birisi de turizm sektörüdür. Ekonomiye olan katkılarının yanı sıra gelişmekte olan ülkelerin bölgeler arası farklılıkları giderebilmek açısından turizm sektörü özellikle kırsal bölgelerde kalkınma için önemli bir fırsatı oluşturmaktadır. Yapılan bu tez çalışmasının amacı, kırsal kalkınma bölgelerinde kadın istihdamını incelemek ve olumlu olumsuz yönlerini belirlemektir. Afyonkarahisar İli Gazlıgöl bölgesindeki termal tesisler araştırma alanı olarak belirlenmiştir. Gazlıgöl termal bölgesindeki termal tesislerde istihdam edilen 121 kadın çalışan araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak anket ve mülakat yöntemi uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 24.0 analiz programı yardımı ile analiz edilmiştir. Mülakatlardan elde edilen ses kayıtları, alınan notlar raporlanarak bulgular elde edilmiştir.  Araştırmada sonuç olarak kırsal alanlarda turizm sektörü önemli bir iş gücünü oluştursa da kadınların iş gücü piyasalarında cinsiyet ayrımı, düşük ücret gibi sorunlarla karşılaşmakta olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada ayrıca kadınların termal tesislerde çalışmasının en önemli nedeni ekonomik etkenler ve geçim sorunu olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Anahtar Kelimeler:  Kalkınma, Kırsal Kalkınma, Termal Turizm,  Kadın İstihdamı, Turizmde İstihdam


T. C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ

Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü

Öğrencinin Adı Soyadı Mustafa BAŞARAN Numarası 154265002009
Ana Bilim/ Bilim Dalı Seyahat İşletmeciliği ve Turist Rehberliği Ana Bilim Dalı Seyahat İşletmeciliği ve Turist Rehberliği Bilim Dalı
Danışman Dr. Öğr. Üyesi Alper ATEŞ
Tezin İngilizce Adı Employment of Women in Rural Development Areas: The Case of Afyonkarahisar Gazlıgöl Thermal Tourism Region

SUMMARY

One of the fastest growing sectors in the world is the tourism sector. In addition to contributing to the economy, the tourism sector constitutes an important opportunity for development in rural areas in order to overcome the inter-regional differences of developing countries. The aim of this thesis study is to examine women’s employment in rural development regions and to determine their positive negative aspects. The thermal facilities in the Gazlıgöl region of Afyonkarahisar province are designated as the research area. 121 women employed in thermal facilities in the Gazlıgöl thermal region constitute the sample of the study. Survey and interview method were used as data collection method. The data were analyzed with the help of SPSS 24.0 analysis program. The sound recordings obtained from the interviews were obtained and the findings were reported. As a result, although the tourism sector constitutes an important labor force in rural areas, it is concluded that women face problems such as gender discrimination and low wages in labor markets. In the study, it was concluded that the most important reason for women working in thermal facilities is economic factors and livelihood problems.

Key Words: Development, Rural Development, Thermal Tourism, Employment of Women, Employment in Tourism

İÇİNDEKİLER

BİLİMSEL ETİK SAYFASI. i

YÜKSEK LİSANS TEZİ KABUL FORMU.. iii

ÖNSÖZ.. iv

ÖZET. v

SUMMARY.. vi

İÇİNDEKİLER.. vii

KISALTMALAR VE SİMGELER.. x

TABLOLAR LİSTESİ. xi

1.GİRİŞ. 1

I.BÖLÜM

TANIMLAR VE KAVRAMLAR

1.1.Kalkınma Kavramı 3

1.2.Bölgesel Kalkınma. 7

1.3.Kırsal Kalkınma. 9

II. BÖLÜM

KADIN İSTİHDAMI VE GELİŞİMİ

2.1.Kadın İstihdamı ve Tarihsel Gelişimi 13

2.2.Kadın İstihdamının Önemi 16

2.2.1.Kadın İstihdamının Toplum ve Ekonomi Açısından Önemi 17

2.2.2.Kadın İstihdamının İşletmeler Açısından Önemi 19

2.2.3.Kadın İstihdamının Kadınlar Açısından Önemi 19

2.3.Kadın İşgücüne Yönelik Kuramsal Yaklaşımlar 20

2.3.1.Yapısalcı-İşlevselci Yaklaşım.. 20

2.3.2.Çatışma Kuramı 21

2.3.3.Feminist Yaklaşım.. 21

2.3.4.Neo-Klasik/ Beşeri Sermaye Kuramı 22

2.4.Kadın İstihdamını Etkileyen Etmenler 23

2.4.1.Eğitim Düzeyinin Kadın İstihdamı Üzerine Etkisi 23

2.4.2.Cinsiyet Arasındaki Ücret Farklılıklarının Kadın İstihdamına Olan Etkisi 25

2.4.3.Toplumun Kültürel Yapısının Kadın İstihdamına Etkisi 26

2.4.4.Yaş ve Medeni Durumun Kadın İstihdamı Üzerindeki Etkileri 27

2.4.5.Ücretsiz Aile İşçiliğinin Kadın İstihdamına Etkisi 29

2.4.6.Kayıt Dışı İstihdam.. 29

2.5.Kadın İstihdamının Ortaya Çıkardığı Sorunlar 30

2.5.1.Nüfus Kaynaklı Sorunlar 31

2.5.2.Evlilik ve Boşanmalar 32

2.5.3.Yalnız Yaşama. 32

2.5.4.Tek Ebeveynli Aileler 33

2.5.5.Çocuk Bakımının Dışsallaştırılması 34

III. BÖLÜM

TURİZM SEKTÖRÜ VE KADIN İSTİHDAMI

3.Turizm Sektörü ve Özellikleri 36

3.1. Turizm Sektörü ve İstihdam.. 37

3.2.Turizm Sektöründe Kadın İş Gücü. 39

IV. BÖLÜM

KIRSAL KALKINMA BÖLGELERİNDE KADIN İSTİHDAMI: AFYONKARAHİSAR GAZLIGÖL TERMAL TURİZM BÖLGESİ ÖRNEĞİ

4.1. Araştırmanın Amacı 44

4.2. Araştırmanın Sınırlılıkları 44

4.3. Araştırmanın Yöntemi 45

4.3.1. Araştırma Alanı 46

4.4. Araştırmanın Bulguları 46

SONUÇ VE ÖNERİLER.. 75

KAYNAKÇA.. 78

KISALTMALAR VE SİMGELER

AB : Avrupa Birliği

ABD : Amerika Birleşik Devletleri

BM : Birleşmiş Milletler

CEDAW : Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi

DPT : Devlet Planlama Teşkilatı

GSMH : Gayri Safi Milli Hasıla

GSYH : Gayri Safi Yurtiçi Hasıla

UNICEF : Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu

UNWTO : Dünya Turizm Örgütü

Vd. : ve diğerleri

TABLOLAR LİSTESİ

Tablo 1 Turizm Sektöründe Yapılan Harcamalarının Oluşturduğu İstihdam Alanları 38

Tablo 2. Katılımcıların Termal Turizm Sektöründeki Tecrübeleri 47

Tablo 3 Katılımcıların Çalışmaya Başladıkları Yaşa Göre Dağılımları 48

Tablo 4 Katılımcıları Çalışmaya Yönelten Etkenlere Göre Dağılımları 49

Tablo 5 Katılımcıların Eğitim Durumlarına Göre Dağılımları 50

Tablo 6 Katılımcıların Çalışma Konusunda Ailesinden veya Çevresinden Destek Alma Durumlarına Göre Dağılımları 50

Tablo 7 Katılımcıların çalışma konusunda aldıkları karara etki eden Kişilerin Cinsiyetlerine Göre Dağılımları 51

Tablo 8 Katılımcıların Çalıştıkları işi Bulma Şekillerine Göre Dağılımları 52

Tablo 9 Katılımcıların Çalıştıkları alanı seçmelerindeki etkenlere Göre Dağılımları 53

Tablo 10 “Turizm sektöründe çalışmadan önce başka bir sektörde çalıştınız mı?” Sorusuna Verilen Cevapların Dağılımları 54

Tablo 11 “Kendinizi iyi bir anne ve iyi bir eş olarak görüyor musunuz ?” Sorusuna Verilen Cevapların Dağılımları 55

Tablo 12 Katılımcılara “Evin reisi kimdir?” Sorusuna Verdikleri Cevaplara Göre Dağılımları 56

Tablo 13 “Öncelikli olarak sorumluluğunuz kime veya neye karşıdır ?” Sorusuna Verdikleri Cevaplara Göre Dağılımları 57

Tablo 14 “Evinizde işlerin yürütülmesinden kim sorumludur?” Sorusuna Verdikleri Cevaplara Göre Dağılımları 57

Tablo 15 “Ailenizin çalışmanıza bakışı nasıldır?” Sorusuna Verdikleri Cevaplara Göre Dağılımları 59

Tablo 16 “İşiniz çocuklarınıza ve eşinize gereken özeni göstermenizi etkiliyor mu?” Sorusuna Verdikleri Cevaplara Göre Dağılımları 59

Tablo 17 “Kazandığınız ücretin büyük kısmını nerede kullanıyorsunuz?” Sorusuna Verdikleri Cevaplara Göre Dağılımları 60

Tablo 18 “Sosyal güvenceniz var mıdır? Sizce sosyal güvenlik neden önemlidir?” Sorusuna Verdikleri Cevaplara Göre Dağılımları 61

Tablo 19 Katılımcıların Çalışmaya Başladıklarındaki Yaşları İle Katılımcıların Eğitim Düzeyleri Arasında Oluşturulan Çapraz Tablo 62

Tablo 20 Katılımcıları Çalışmaya Yönelten Etkenler İle Katılımcıların Eğitim Düzeyleri Arasında Oluşturulan Çapraz Tablo 63

Tablo 21 Katılımcıların Çalışma Konusunda Aldıkları Karara Yardımcı Olan Kişilerin Cinsiyet Durumları İle Katılımcıların Çalışma Konusunda Çevrelerinden Destek Alma Durumları Arasında Oluşturulan Çapraz Tablo 64

Tablo 22 Katılımcıların Çalıştıkları Alanı Seçimindeki Etkenler İle Katılımcıların Çalıştıkları İşi Nasıl Bulduklarına İlişkin Durumları Arasında Oluşturulan Çapraz Tablo 65

Tablo 23 Katılımcıların Turizm Sektöründe Çalışmaya Başlamadan Önce Başka Bir Sektörde Çalışma Durumları İle Katılımcıların Çalıştıkları Alanı Seçimindeki Etkenler arasında Oluşturulan Çapraz Tablo 65

Tablo 24 Katılımcıların “Sizce evin reisi kimdir?” Sorusuna İlişkin Cevap Verme Durumları İle Katılımcıların “Kendinizi iyi bir anne veya iyi bir eş olarak görüyor musunuz?” Sorusuna Cevap Verme Durumları Arasında Oluşturulan Çapraz Tablo 66

Tablo 25 Katılımcıların “Evinizde İşlerin Yürütülmesinden Kim Sorumludur?” Sorusuna Cevap Verme Durumları İle Katılımcıların “Kendinizi İyi Bir Anne Veya İyi Bir Eş Olarak Görüyor Musunuz?” Sorusuna Cevap Verme Durumları Arasında Oluşturulan Çapraz Tablo 67

Tablo 26 Katılımcıların “Evinizde işlerin yürütülmesinden kim sorumludur?” sorusuna Cevap Verme Durumları İle Katılımcıların “Öncelikli olarak sorumluluğunuz kime veya neye karşıdır?” Sorusuna Cevap Verme Durumları Arasında Oluşturulan Çapraz Tablo 68

Tablo 27 Katılımcıların “İşiniz ailenize gereken özeni göstermenizi etkiliyor mu?” Sorusuna Cevap Verme Durumları İle Katılımcıların “Kendinizi iyi bir anne veya iyi bir eş olarak görüyor musunuz?” Sorusuna Cevap Verme Arasında Oluşturulan Çapraz Tablo 69

Tablo 28 Katılımcıların “Kazandığınız ücretin büyük bir kısmını nerede kullanıyorsunuz?” Sorusuna Cevap Verme Durumları İle Katılımcıların “Ailenizin çalışmanıza bakış açısı nedir?” Sorusuna Cevap Verme Durumları Arasında Oluşturulan Çapraz Tablo 70

Tablo 29 Katılımcıların “Kazandığınız ücretin büyük bir kısmını nerede kullanıyorsunuz?” Sorusuna Cevap Verme Durumları İle Katılımcıları Çalışmaya Yönelten Etkenler Arasında Oluşturulan Çapraz Tablo 71

Tablo 30 Katılımcıların “Kazandığınız ücretin büyük bir kısmını nerede kullanıyorsunuz?” Sorusuna Cevap Verme Durumları İle Katılımcıları Eğitim Durumları Arasında Oluşturulan Çapraz Tablo 72

1.GİRİŞ

Turizm sektörü, ziyaretçi gönderen bölge veya ülkeler ile ziyaretçilere ev sahipliği yapan bölge veya ülkeler arasında, mal ve hizmet sunan pek çok farklı sektörün birbirleriyle etkileşimde olduğu, sosyo-kültürel ve çevresel etkileriyle birlikte bir üretim ve tüketim sürecini ifade etmektedir. Bu nedenle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler ve bölgeler açısından turizm sektörü, iktisadi yapıda gerçekleştirdiği dönüşümün yanı sıra sosyo- kültürel anlamda da bir gelişim sürecini beraberinde getirdiğinden ülke veya bölge açısından kalkınmanın temel dinamiği olarak görülmektedir (Bahar, 2013: 5). Ülkelerin dengeli bir kalkınmadan beklentiler, üretim ve hizmet yatırımları ile dağılımlarının en güzel şekilde dönüşümü yansıtabilen bir yerleşim sisteminin kurulmasıdır. Oluşturulan bu sistem ile nüfusun ve sahip olduğu gelirin dağılımı, artışının yanı sıra diğer kaynakların da dengeli bir şekilde kullanılması gereklidir. Sanayileşme süreci beraberinde bölgelerarasında farklılık artırmış, bu doğrultuda uygulanacak politikaların da önemi aynı düzeyde artmıştır. Turizm sektörünün özellikle gelişmekte olan ülke ekonomilerine sağladığı katkı payı dikkate alındığında, yoğun rekabet ortamında yer alan ülkelerin turizm endüstrisinden daha fazla pay alabilmek için kıyasıya bir mücadele içerisinde olduğu görülmektedir (Gökçe vd., 2017: 1471; Ateş vd., 2017: 1250). Turizm sektörü, dünyada en fazla iş sahası oluşturan sektörlerden biri konumundadır. Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi (WTTC) verilerine göre 2013 yılında turizm ve seyahat sektörü, dünya genelinde 267 milyon kişiye doğrudan ve dolaylı iş imkânı sağlamıştır. Bu oran dünyadaki toplam istihdamın % 8,7’sini denk gelmektedir (Uguz ve Topbaş, 2014: 497).

Sanayi Devrimi ve II. Dünya Savaşı sonrasında dünya genelinde kadın istihdamının artması ve bu konuyla ilgili kurum ve kuruluşların yasal düzenlemeler yapması sonucu kadınların ücretli iş gücü olarak piyasada yerini almaya başlamasını sağlamıştır. Sanayi Devrimi ve II. Dünya Savaşı sonrasındahizmet sektörü ekonomide tarım ve sanayi sektörünün önüne geçerek kadınların işgücüne katılımını artırmıştır. Kadınların yoğun olarak istihdam edildiği turizm sektörü, dünya GSYH’nin %10 kadarını oluşturmaktadır (WTTC, 2015; Kaya, 2017: 6). Ekonomiye genel olarak bakıldığında, turizm sektörü kadın istihdamı açısından diğer sektörlere göre daha büyük bir paya sahiptir. Turizm endüstrisinde kadın istihdamı diğer sektörler ile kıyaslandığında iki kat daha fazla istihdam sağlamaktadır (Global Report on Women in Tourism, 2011; Dinçer vd., 2016: 382). Bu durum, çalışma hayatında toplumsal cinsiyet eşitliğini ve kadının güçlendirilmesini desteklemede etkili bir araç konu­muna getirmektedir (Kaya, 2017: 5).

Yapılan bu tez çalışmasının temel konusunu kırsal kalkınma bölgelerinde kadın istihdamı oluşturmaktadır. Afyonkarahisar ili Gazlıgöl’de bulunan termal turizm tesislerinde çalışan kadın çalışanların araştırmanın çerçevesini belirlemektedir. Bu kapsam dâhilinde tez çalışması dört bölümden oluşmaktadır.

Birinci bölümde kalkınma başlığı altında kalkınma kavramı, bölgesel kalkınma ve kırsal kalkınmanın kavramsal çerçevesi incelenmiştir.

İkinci bölümde ise kadın istihdamı ve tarihsel gelişimi, kadın istihdamının önemi ve kadın istihdamını etkileyen faktörler incelenmiştir.

Üçüncü bölümde ise turizm sektörü, tarihsel gelişimi, istihdama olan etkisi ve turizm sektöründe kadın iş gücünün yeri ve önemi incelenmiştir.

Dördüncü bölümde ise “Kırsal Kalkınma Bölgelerinde Kadın İstihdamı: Afyonkarahisar Gazlıgöl Termal Turizm Bölgesi Örneği” araştırması yapılmış ve bulgular değerlendirilerek sonuç ve önerilere yer verilmiştir.

I.BÖLÜM

TANIMLAR VE KAVRAMLAR

1.1.Kalkınma Kavramı

Kalkınma bir ülkenin iktisadi, sosyal ve siyasal alanda topyekün iyileşmesi olarak ifade edilmektedir. Bu açıdan kalkınma, sadece genel sayılar ile belirlenen iktisadi büyümeyi göstermenin yanı sıra Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH)’daki hızlı artışlarla belirlenen iktisadi ve sosyal değişimleri de kapsamaktadır (Ahipaşaoğlu ve Çeltek, 2006: 3). Kalkınma kavramı özellikle 1930’lu yılların başından itibaren bir çok araştırmacının dikkatini çeken bir konu olarak gündeme gelmiştir (Uzay, 2005: 1). Kalkınma, toplumların gelişim süreciyle uyumlu olarak farklı zamanlarda faklı içerikler kazanıldığı gibi aynı zaman dilimi içerisinde farklı içeriklerle de kullanılabilmektedir. Kalkınma kavramı en basit ifadeyle, kişi başına düşen milli gelirin reel, sürekli ve dengeli olarak artış göstermesidir (Karaduman, 1992: 16). Kalkınmayı daha geniş olarak tanımlayacak olursak, toplumda yer alan bireylerin temel hakları, adalet, istihdam, sağlık, güvenlik, bilgi kaynaklarına ve eğitim hizmetlerine kolay bir biçimde ulaşılabildikleri, mevcut piyasadaki şartların eşit şekilde yürütüldüğü, cinsiyet ayrımcılığının yapılmadığı, katılımın sağlandığı, demokratikleşmeye ve kültürel olarak gelişimlere açık, şeffaf yönetim sistemine sahip olan, toplumun bakış açısı olarak tüm dezavantajlı grupların ve tabakaların ortadan kaldırıldığı, problemleri çözme yeteneği güçlü olan, mevcut doğal kaynaklarına sahip çıkan ve gelişmesini sağlayan, insanların geleceğe güven içerisinde bakabildiği toplum veya topluluklar oluşturma çabalar olarak ifade edilmektedir (Işık ve Kılınç, 2011: 12).

Kalkınmanın derecesini ölçen bir takım göstergeler bulunmaktadır. Bu göstergeler (Klaassen, 1967: 182; Tekin, 2011: 29):

  • Gelir düzeyi,
  • Sanayileşme derecesi,
  • Kişi başına hesaplanan tarım ve ormancılıkta çalışanların toplam nüfusa oranı,
  • Yerel idarelerin mali durumu,
  • Nüfusun yoğunluğu,
  • Elektrik şebekesinin düzeyi,
  • Trafik yoğunluğu,
  • Kişi başına hesaplanan doğum oranının toplam bölge nüfusuna oranı,
  • Kişi başına hesaplanan ortaöğretimin aynı yaş gruplarına oranı,
  • Kişi başına hesaplanan hizmet endüstrisinde çalışanların toplam ekonomik olarak aktif nüfusa oranı,
  • Kişi başına hesaplanan kaçak kentleşme yerleşim alanlarında yaşayanların toplam nüfusa oranı,
  • Kişi başına hesaplanan su kanallarıyla donatılan ikametgâhların toplam ikametgâhlara oranı,
  • Karayolu yoğunluğu,
  • Ekilebilir çiftlik alanlarının aritmetik ortalaması,
  • Göç dengesi,
  • Kişi başına hesaplanan kamu kütüphanelerinden ödünç alma oranı,
  • Bebek ve çocuk ölüm oranı.

Yukarıdaki göstergeler incelendiğinde aralarında kültürel sektör dâhil edilmemiştir. Kalkınmadan söz edilebilmek için üretim hacminde yaşanan artış geçici değil sürekli olması gerekmekte ve kalkınma bir süreci ifade etmektedir. Kalkınma dengeli ve dengesiz bir şekilde de gerçekleşebilmekte ülkeler arasında farklılıklar görülebilmektedir. Bu ülkeler arasındaki yaşanan bu kalkınmışlık farkı kalkınma hızından kaynaklanmaktadır (Köklü, 1976: 136). Kalkınma hızını belirleyen temel öğeler ise; yukarıda belirtildiği üzere kişi başına hesaplanan milli gelirin artırılabilmesi, üretim faktörlerinde etkinlik ve miktarlarında yaşanan değişimler, sanayi ve hizmet sektöründe milli gelir ile ihracat içerisindeki payının artırılmasıdır (Han ve Kaya; 2008:2).

Kalkınma kavramsal olarak, genel olarak değişim, ilerleme, gelişim gösterme, büyüme ve sanayileşme gibi kavramlarla yakından ilgilidir (Kaypak, 2012: 14). Bu kavramlar ile yakından ilgili olmasına rağmen ekonomik kalkınma ile ekonomik büyüme kavramları çoğu zaman birbirlerinin yerine kullanılmaktadır. Ekonomik büyüme, üretimle ilgili olup toplam çıktı anlamına gelmekteyken, kalkınma kavramı sosyal sorunların iyileştirilmesini de kapsamaktadır. Bu açıdan bakıldığında kalkınma, diğer bilimlerin yardımıyla incelenebilmektedir (Unay, 1993: 278). Bu açıklamalar doğrultusunda büyüme nicel, kalkınma ise nitel bir değişimdir (Ahipaşaoğlu ve Çeltek, 2006: 3).

Ekonomik kalkınma ise, bireyin ekonomik koşullarının belirli bir zaman dilimi içerisinde nasıl ve ne kadar değiştiğini ve bu koşulları değiştirmek amacıyla nelerin yapılması gerektiğini göstermektedir. Bunun yanı sıra, bireylerin iyi ve mutlu olarak daha iyi bir yaşam için ekonomik koşulların yanı sıra, bireylerin yaşamlarıyla ilgili her türlü etkenin ekonomik kalkınma içerisinde incelenmesi gerekmektedir (Gönel, 2010: 5).

Kalkınmada önce gelişim ve büyüme söz konusu olması gerekmekte ve daha sonrasında kalkınmadan söz edilebilmektedir. Bu noktadan hareketle kalkınma, bir toplumun ekonomik, toplumsal ve sosyal alanlarda istenilen her türlü değişim ve gelişim olarak ifade edilmektedir (Gasper, 1995: 209).

Toplumu iyileştirmek olan kalkınma kavramının belirleyicileri ise (Ahipaşaoğlu ve Çeltek, 2006: 4):

  • Oluşturulan her kalkınma modelinin demokratik bir temele dayandırılması gerekmektedir.
  • Politik gücü elinde bulunduranların hangi grupların isteklerine öncelik vereceği hususunda seçim yapmaları gerekmektedir.
  • İsteklerin sağlanması yerine elde edilmesinin mümkün kılınacağından söz edilerek, kalkınmanın insanlar için olmadığını, insanlar tarafından yapılacağını işaret edilmesi gerekmektedir.

Bu nedenlerden dolayı kalkınma, Gayri Safi Milli Hasıla değerleri ile tartılabilecek veya ölçülebilecek bir mal değildir. Bireylerin potansiyel güçlerinin farkına varmaları ve kendi geleceklerinin yönetimini kendilerinin almalarını mümkün kılan bir değişim sürecini ifade etmektedir (Ahipaşaoğlu ve Çeltek, 2006: 4). Ülkelerin mevcut ekonomik ve toplumsal yapısını veriler derleyerek, sayısal olarak aralarındaki ilişkiyi istatistiki olarak analiz edebilmek için çalışan kuramlar, kalkınmış olan ülkelerin ekonomik ve toplumsal yapıları üzerine kurulmuştur. Bu nedenle gelişmiş ülkelerin sahip olduğu büyüme modelleri, kalkınma süreci içerisinde olan ülkelerin sorunlarını çözebilmek için oldukça yetersizdir. Bu durumun başlıca nedenleri ise; nüfusun hızlı artışı, doğal kaynakların sınırlı olması veya yetersiz olması, tembellik yapma, başarı güdüsünün yeterli düzeyde olmaması, girişimcilik yeteneğinin yeterli düzeyde olmaması ve sermaye yetersizliği gibi etmenlerden dolayı az gelişmiş olan toplumların kalkınmasını engelleyen etmenlerdir (İşgüden, 1995: 140).

Kalkınma süreci içerisinde ülkeler, üç farklı evreden oluşan aşamalardan geçmektedirler. Bunlar ülkelerin birincil üreticileri olarak başladıkları, temel ihtiyaçlarını karşılamasından sonra imalata veya ikincil faaliyetlerine yöneldikleri görülmektedir. Gelirlerde yaşanan artış ve boş zamanında artması, sanayi mallarına doygun bir piyasa sonucu üçüncül piyasaya doğru veya kaynak transferinin hizmetlere doğru bir hareketi söz konusu olmuştur. Ağırlıklı olarak hizmet faaliyetlerinin bulunduğu üçüncül piyasada ise, yüksek gelir esnekliğine sahip olan mallar üretilmektedir (Thirwall, 1983: 48).

Ekonomik kalkınma, tüm bu açıklamalar doğrultusunda organizasyon çeşitleri, ilişkiler sistemi ile öğrenme dinamiğinin stratejik anlamda önemli rolünün bulunduğu bir ekonomik büyümeyi ve yapısal değişim sürecini nitelemekte ve ayrıca uygulamada kurumsal, ekonomik ve örgütsel sistemin bir parçası durumunda olduğundan, alansal yönleriyle de karakterize edilmektedir (Neşe, 2006: 276).

Dengeli olan bir kalkınmadan beklentiler, üretim ve hizmet yatırımları ile dağılımlarının en güzel şekilde dönüşümü yansıtabilen bir yerleşim sisteminin kurulmasıdır. Oluşturulan bu sistem ile nüfusun ve sahip olduğu gelirin dağılımı, artışının yanı sıra diğer kaynakların da dengeli bir şekilde kullanılması gereklidir. Sanayileşme süreci beraberinde bölgelerarasında farklılık artırmış, bu doğrultuda uygulanacak politikaların da önemi aynı düzeyde artmıştır. Yatırımcılar ve girişimciler için sanayileşmiş bölgeler bir takım avantajlar sağladığı için, yatırımlar da bu sanayileşmiş bölgelere yoğunlaşmaktadır (Abuşoğlu ve İnan, 1989: 6). Bu durumun bir sonucu olarak bölgeler arasında kalkınma düzeyleri arasında farklılıklar yaşanmış ve bu durumu ortadan kaldırabilmek için makro yerine mikro ölçekte olan bölgesel kalkınma planları ve stratejileri oluşturulmuştur.

1.2.Bölgesel Kalkınma

Alanyazın incelendiğinde bölgesel kalkınma ile ilgili birçok tanımlama yapılmaktadır. Bunlardan bazıları:

Gündüz (2010) bölgesel kalkınmayı, ülke sınırları içinde yer alan bölgelerin ve/veya çevre bölgelerin veya dünya coğrafyasında yer alan bölgelerle etkileşimini inceleyen, sürdürülebilirlik ve birliktelik etkenlerini temel alarak bölge refahının arttırılmasını amaçlayan çalışmaların tümü olarak ifade edilmektedir (Gündüz, 2010: 70).

Aydemir ve Karakoyun (2011) yerel kalkınma kavramı olarak da adlandırılan bölgesel kalkınmayı; sınırları belirli bir yerin veya bölgenin mevcut kapasitesini artırabilmek ve bu bölgede yaşayan bireylerin yaşam standartlarını, ekonomik açıdan geleceklerini iyileştirmek olarak ifade edilmektedir. Yapılan bu tanım, birçok küresel örgüt ile akademisyenler, uygulamacılar tarafından kabul görmektedir (Aydemir ve Karakoyun, 2011: 11).

Taşçı vd. (2011) bölgesel kalkınmayı, “ülke bütününde yer alan bölgelerin, çevre bölgeler ve dünya ile karşılıklı etkileşimi ile oluşan bölge vizyonunu dikkate alan, katılımcılık ve sürdürülebilirliği temel ilke edinen ve insan kaynaklarının geliştirilmesi yoluyla bölge refahının yükseltilmesini amaçlayan çalışmalar bütünü” olarak ifade etmişlerdir (Taşcı vd, 2011: 9).

Akpınar (2012) bölgesel kalkınmayı, geniş bir kavram olarak ele almış, ulusal anlamda sürdürülebilir kalkınma stratejisinin tutarlılığını, genel olarak rekabet dengesini bozmayan etkinlik ve refah düzeyini artırıcı çabaların bütünü olarak ifade etmektedir (Akpınar, 2012: 35).

Bölgesel kalkınma ile yapılan tanımlamalardan hareket ederek daha geniş kapsamlı bir şekilde tanım yapılacak olursak, bölgenin katılım düzeyini sağlamak ve sürdürülebilirliğin bulunduğu sosyal ve ekonomik potansiyelin etkin bir biçimde rol oynamasıyla bölge refahının yükseltilmesini ifade etmektedir. Ayrıca bölgesel kalkınmada, merkezi yönetim anlayışının yukarıdan aşağıya yaklaşımının yerine, bölgesel aktörlerin katılımı gerçekleştirilerek sınırları belirli ekonomik alanın, sanayileşmesini ve sosyal yapısının iyileştirilmesi ve geliştirilmesi olarak ifade edilmektedir (Apalı, 2009: 6).

Bölgesel kalkınmaya yönelik yapılan çalışmalar, öncelikli olarak bölgesel gelişmişlik farklılıkları üzerine dikkat çekerek, yaşanan bu dengesizliklerin nasıl ortadan kaldıracağına odaklanmaktadırlar (Kıratoğlu, 2015: 6). Bölgesel kalkınmanın ülke ekonomisine bir takım faydalar sağlamaktadır. Bu faydalar (Abuşoğlu ve İnan, 1989: 7):

  • Ülkenin farklı bölgelerinde bulunan mevcut kaynakların iktisadi faaliyet içerisinde değerlendirilerek yüksek kalkınma hızının gerçekleştirilmesi,
  • Ülkede nüfus ile kaynak dengesinin kurulması,
  • Düalist özelliğe sahip ekonomik yapının bütünleşmesi
  • İktisadi mekânın ve şehirleşme olayının iktisadi gelişmeye en elverişli biçimde düzenlenmesi,
  • Bölgelerarası refah seviyesinde yaşanan farklılıklarının giderilmesidir.

Bölgesel kalkınma Türkiye’de, hedeflenen alan veya bölgede ve sektörlerde yatırım düzeyinin artırılması, bu artış neticesinde bu bölgelerde ekonomik olarak kalkınmanın sağlanmasını öngörmektedir. Bu bağlamda bölgesel kalkınmanın gerçekleştirilebilmesi amacıyla bir takım araçlar aracı kurum ve kuruluşlardan yararlanılmaktadır. Bu nedenle öncelikli olarak bölgenin mevcut ekonomik potansiyelini belirleyerek ortaya çıkarılması ve her bölgenin veya alanın kendine özgü üstün özelliklerinin ortaya çıkarılması gerekmektedir. Bu etkenlerin yerine getirilmesi daha hızlı bir kalkınma sürecinin başlatılabilmesi için oldukça önemlidir (Coşkun, 2004: 5). Bölgesel kalkınmada beklenen bölgelerarası farklılıkları en aza indirmek veya ortadan kaldırmaktır. Amaçlanan bu olumlu gelişmelerden bazıları; gelirin yanı sıra nüfusun yapısı, fiziki ve sosyal altyapısı, girişimcilik, insan kaynakları, eğitim düzeyi, sağlık hizmetlerine olan erişim düzeyi, çevre kalitesi, istihdam, kadının rolü gibi konulardır (Gitmez, 2013: 25).

1.3.Kırsal Kalkınma

Kırsal kalkınma kavramı özellikle son yıllarda sıkça gündeme gelmesi sonucu bütün insanların mutlu ve refah içerisinde yaşayabileceği bir ortam oluşturmak amacıyla kırsal alanlarda yaşayan insanlara yönelik geliştirilecek kalkınma stratejileri arayışları hızlanmıştır. Günümüzde, dünyanın herhangi bir yerinde ortaya çıkan kırsal alanın sorunu, sadece o alanda yaşayanların sorunu olmaktan çıkmıştır. Bu duruma Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Gönüllü Kuruluşlar ve Hükümetler gibi kırsal kalkınma hususunda birçok destek ve kaynak ayrılmaktadır (Gülçubuk, 2005).

Geray (1999) kırsal kalkınmayı, kırsal kesimlerde yaşayan insanların sosyal, ekonomik ve kültürel bakımdan mevcut yapısını değiştirecek şekilde üretim, gelir ve refah düzeylerinin iyileştirilmesi, geliştirilmesi, mevcut dengesizliklerin giderilebilmesi, kentsel alanlarda bulunan mevcut fiziksel ve toplumsal altyapının kırsal alanlarda da yapılması, tarımsal ürünlerin daha iyi ve verimli olarak değerlendirilmesi yönündeki süreçleri, etkinlik ve örgütlenmeleri şeklinde ifade etmektedir (Geray,1999: 63).

Başka bir tanımlamaya göre kırsal kalkınma, kırsal alanların varlığının sürdürebilmesi ve kentlerde yaşayan insanlara göre daha geri planda kaldıkları ekonomik ve sosyal olanaklara sahip kırsal kesimin yaşam koşullarının iyileştirilebilmesi amacıyla geliştirilen girişimler olarak ifade edilmektedir (Can ve Esengün, 2007: 44).

Kırsal kalkınma kavramının temelinde kent- kır yaşamı arasındaki sosyal, kültürel ve ekonomik farklılıkların adaletli ve eşit bir seviye  ile dengeye kavuşturularak kırsal kesimde yaşayan nüfusu yerinde kalkındırmaktır (Akça vd., 2001: 31).

Birleşmiş Milletler Örgütü’nün yapmış olduğu tanımlamaya göre kırsal kalkınma;  küçük toplulukların içerisinde yer aldıkları ekonomik ve sosyal koşulların iyileştirilmesi amacıyla girişilen çabaların birleştirilmesi, bu toplulukların ulusal anlamda bütünle kaynaştırılması ve ulusal kalkınma çabalarına gerekli ölçüde katkıda bulunmalarının sağlanması sürecini ifade etmektedir (Ahipaşaoğlu ve Çeltek, 2006: 10).

Bu süreç içerisinde dönüşüm sağlanması aşamasında kırsal toplumların, sosyal, ekonomik ve kültürel yapıları ile bu yapılar arasında yaşanan ilişkileri de iyi bir konuma getirebilme üzerine çalışılmaktadır. Yapılan kırsal kalkınma çalışmalarında, kırsal kesimlerin yaşadıkları sorunları belirlemekte ve tanımlanmakta, bu sorunlara göre en uygun çözüm önerileri geliştirilerek uygulanmaya çalışılmaktadır. Kırsal kalkınma ile çözülmesine çalışılan bütün sorunlar, geniş ve anlamlı olarak düşünüldüğünde iki ana gruba ayrılmaktadır (Tolunay ve Akyol, 2006: 123). Bunlar;

– Fiziksel sorunlar: Bu gruplamada yer alan sorunlar tamamıyla kırsal kesimlerin fiziksel çevresi ile ilgilidir. Bu sorunlara örnek olarak altyapı imkânlarının yeterli düzeyde olmaması, eğitim ve sağlık koşullarında yaşanan olumsuzluklar, tarımsal verimliliğin düşük olması, içme ve sulama suyunun az olması, toprak erozyonu ve benzeri sorunlardır.

– Fiziksel olmayan sorunlar: Bu grupta ye alan sorunlar kırsal kesimlerde içerisinde yaşadıkları bölgedeki ekonomik ve sosyal koşulları sebebiyle meydana gelebilmekte ve ayrıca ülke yönetiminden de kaynaklanabilmektedir. Bu gruptaki sorunlara örnek olarak işlenebilir arazilerin az olması, devlet hizmetlerinin yetersiz kalması veya kırsal kesimlere ulaşamaması, daha fazla toprağı olan çiftçilere bağlılık gösterilebilmesi gibi sorunlardır (Oakley ve Garforth,1985).

Kırsal kesimin en büyük sorunlarından birisi istihdamdır. Mevcut istihdamında büyük bir bölümünü tarım sektörü oluşturmaktadır. Kırsal kesimde genellikle “kendi hesabına çalışanlar” ve “ücretsiz aile işçileri” nden dolayı geleneksel istihdam yapısının olması, kırsal kesimdeki açık işsizliğin ortaya çıkmasını engellemektedir. Kırsal alanlarda gelir kaynaklarının yetersiz ve düzensiz olması, kayıt dışı çalışma koşulları ve sosyal güvenlik sistemindeki bazı yetersizlikler sebebiyle kırsal kesimde çalışanların çoğunluğu sosyal güvenlik şemsiyesi dışında yer almaktadır.

Kırsal kesimdeki işgücünü oluşturan insanların eğitim düzeyi, kırsal kalkınmanın hızlandırılmasının en önemli kısıtlardan birini oluşturmaktadır. Kırsal alanlarda, gerçekleştirilen eğitim politikaları neticesinde sağlanan olumlu gelişmeler olmasına rağmen, kırsal ve kentsel nüfusun eğitim seviyesi ve kırsal alanlarda eğitim hizmetlerine erişim noktasında cinsiyet eşitsizliği önemli bir konu olmaktadır.

Doğal kaynaklar konusunda kırsal kalkınmanın hızlandırılması açısından temiz kırsal çevre önemli potansiyel alanlardan birini oluşturmaktadır. Su, toprak, mera ve orman kaynakları, biyolojik çeşitlilik, doğal güzellikler; sürdürülebilir doğal kaynak yönetimi uygulamasında kaynaklarının kullanımı önem kazanmaktadır. Bu duruma karşıt olarak kontrolsüz ve plansız kentleşme, yerleşme, sanayileşme ve turizm faaliyetlerinin kırsal alanlardaki doğal kaynakların tahribine, kırsal ekonominin dinamiği durumunda olan tarım alanları ve kıyı alanlarının kirlenmesine yol açmaktadır. Ayrıca katı atık toplama ve bertaraf işlemleri, kanalizasyon şebekesi ve arıtma tesisi gibi altyapılarının yetersiz olması nedeniyle kırsal çevreye bırakılması su ve toprak kaynaklarının verimliliğinin düşmesine neden olmaktadır.

Tüm bu olumsuz gelişmeler ve bölgesel arasındaki gelişmişlik düzeyleri farklarını ortadan kaldırabilmek amacıyla, merkezi yönetim, yerel yönetimler, sivil toplum işbirliği ile kaynakların en etkin ve en verimli şekilde kullanarak yöre halkının katılımını esas kılan kırsal kesimin kalkınma faaliyetlerinin hızlandırılabilmesi için kalkınma stratejilerinin belirlenmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Kırsal kalkınma stratejileri, bir yandan yaşam kalitesi olanaklarının kırsal yerleşmelerde gerçekleştirilmesi, diğer yandan büyük kamu yatırımlarının gerçekleşmesini gerektirmektedir, hem de kısa vadede ulusal düzeyde tüm kırsal yerleşmeler için oluşturulabilmesi pek mümkün görünmemektedir (Hovardaoğlu, 2018: 293). Bu durumun temelinde birbirlerinden farklı özelliklere sahip kırsal kesimlerin, yine birbirlerinden farklı özellikte sorunları bulunmaktadır. Bu noktadan hareketle kırsal kalkınma stratejileri kırsal alanlarda birbirinden farklı olacaktır ve kırsal kalkınma çalışmalarında oluşturulan stratejileri üç ana başlık altında toplanmaktadır (Tolunay ve Akyol, 2006: 119-124).

  • Teknolojik stratejiler: Teknolojik gelişmelerin kullanılarak kırsal toplumların bakış açılarını değiştirmek şeklinde ifade edilmektedir. Kırsal kesimlerin teknolojik yeniliğe uyum sağlayabilmesi ve mevcut kırsal yapısı içinde bu yenilikleri kullanabilmesi gerekmektedir. Teknolojik stratejinin dikkate alındığı çalışma konuları arasında, tarımsal alanda üretim tekniklerinin geliştirilmesi, makineler ile tarımsal ilaç ve gübre kullanılması, hayvancılıkta yapay döllenme, el sanatlarında becerilerin geliştirilmesi örnek olarak gösterilebilir.
  • Katılımcı reformist stratejiler: Teknolojik değişiminde oluşturulacak bu stratejide de önemli bir yeri bulunmaktadır. Temel olarak bu stratejinin anlamını, bireylerin kırsal kalkınma çalışmalarında etkin olarak rol alması gerekmekte ve kırsal kalkınma çalışmalarına halkın katılımı sağlanmasına dayanan stratejilerdir.
  • Yapısal stratejiler: Kırsal kesimlerde var olan topluca, sosyal, siyasal ve ekonomik ilişkileri araştırmasını kapsayan stratejidir. Oluşturulan bu strateji, kırsal kesimde yaşayan insanlara getirdiği olumsuz sonuçları belirlemekte ve bu olumsuzlukları giderilmesi hususunda hareket ederek kırsal kalkınma çalışmalarının yürütülmesini sağlamaktadır.

II. BÖLÜM

KADIN İSTİHDAMI VE GELİŞİMİ

2.1.Kadın İstihdamı ve Tarihsel Gelişimi

Ekonomik ve toplumsal hayatın bir tarafını erkekler diğer tarafını ise kadınlar temsil etmişlerdir. Tarihsel süreç içerisinde kadın doğurganlığı ile bereket kavramıyla özdeşleştirilmektedir (August, 1975: 30). Sosyologlara göre avcı ve toplayıcı durumunda yaşamlarını sürdüren göçebe toplumlarda aile içi görevlendirmede erkek avlanma, kadın toplama görevini yerine getirerek, temelinde yer alan biyolojik farklılaşma ile ekonomik iş bölümleme ortaya çıkmıştır (Andre, 1993: 26). Zaman içerisinde tarımda yaşanan devrim, sabanın icadı ve tekerleğin kullanılması ile tarım işleri erkeklerin işi olmuştur. Bu durumun neticesi olarak kadının emeğinin değeri azalırken bu dönemle başlayan neolitik birimler arasında gelişen ticaret, toplumlarda yaşanan ekonomik refah ile erkeğin değeri artarak, ön plana çıkmıştır (Şenel, 1985: 52).

Kadının ücretli birer işçi olarak çalışma hayatına girişi 18. Yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşen Sanayi Devrimi ile olmuş, ayrıca II. Dünya Savaşı sonrası hız kazanmıştır (Deane, 1994: 18). Sanayi Devrimi’ne kadar geçen süre içerisinde kadınlar işgücüne aile işletmeleri ve ev işleri ile sınırlı düzeyde katılmışlardır. Bu nedenle geleneksel çalışma ortamından uzaklaşamayan kadınlar ilk olarak Sanayi Devrimi sonucu belirli bir ücret karşılığı “işçi” statüsünde istihdam edilmeye başlamıştır (Özer ve Biçerli, 2003: 53).

Sanayileşme sürecinin başlamasıyla birlikte kadınların çalışma hayatına katılma arzusu ve zorunlu kalması, bunun yanı sıra ekonominin işgücüne olan ihtiyacı, ücretli işçi olarak kadınların katılımını artırmasında etkili olmuştur. Kadın istihdamında yaşanan bu artışla, tarım, sanayi ve hizmet sektörlerinde işgücü artışını da sağlamıştır. Kadınlar fazla beceri gerektirmeyen işlerde çalıştırılıyorken istihdam ediliyorken, Avrupa’da sanayi devrimi ile birlikte tarım devriminin de yaşanmasıyla kadının niteliklerinin artırılması yönünde düşünceler ortaya çıkmıştır (Çolak ve Kılıç, 2001: 31). Sanayi Devrimi’nin genel olarak iki büyük etkisinden söz etmek mümkündür. Bunlardan birincisi; kadının ücretsiz aile işçiliğinden dışarıya çıkıp ücretli işgücü olarak piyasada yerini almasıyken, İkinci etkisi ise; işgücü piyasasındaki gelişen işgücü arzı ve cinsiyetler arasındaki ilişkinin ön plana çıkmasıdır (Çolak, 2003: 1).

Sanayi Devrimi’nin dışında kadın istihdamının gelişimini etkileyen bir diğer etken ise II. Dünya Savaşı’dır. Bunun nedeni II. Dünya Savaşı sonucunda küreselleşme hız kazanmış, işgücü piyasasında erkeklerin boşalttığı işleri kadınlar yapmaya başlamış (Yorgun, 2010: 170) ve beraberinde kadınların emek piyasalarındaki konumlarında olumlu gelişmeler yaşanmıştır (Özer ve Biçerli, 2003: 56). Yapılan bir araştırmaya göre araştırmacılar, 1950 yılında çalışan kadınların büyük bir kısmı, 1940 yılında emek piyasalarına giriş yaptıklarını belirtmişlerdir (Goldin, 1991: 752).

Yaşanan bu olumlu gelişmeler emeğin hem talep açısından, hem de arz açısından kaynaklanan nedenlere bağlıdır. Arz açısından bakıldığında emek, kadınların bir kısmının vatanseverlik duygusu işgücü piyasasına girmede temel etken olurken, diğer kalan kadınlar için erkeklerin savaşta olmaları nedeniyle gelirlerinde yaşanan düşüş ve evde yapacakları işlerin azalması etkili olmuştur. Talep açısından bakıldığında ise emek, erkeklerin savaşta olmaları sonucu ekonomide işgücü talebinin ve ücretlerinin yükselmesine neden olmuş, bu durum ise kadınların emek piyasalarına katılmalarını teşvik etmiştir (Özcan, 2018: 5).

II. Dünya Savaşı sonrasında savaş koşulları göz önünde bulundurularak kadınlara yönelik istihdamı artıracak önlemler alınmış ve çalışma hayatında kadın iş gücünün piyasadaki değeri geçicide olsa ön plana çıkmıştır. Bu duruma örnek olarak erkeğe oranla daha zayıf ve hassas bir yapıya sahip olan kadınlar, hamilelik dönemlerinde korunma altına alınması sonucu istihdam edebilmeleri için düzenlemeler ve iyileştirmeler yapılmıştır. Kadının bir yandan çalışması diğer yandan ev işleri, çocuk bakımı gibi işlerinin de olması işlerini zorlaştırmaktaydı. 1800’lü yılların sonlarına doğru ev aletleri teknolojisi alanında yapılan icatlar önem kazanmış, ev işlerinin kolaylaşması beraberinde, kadınların emek piyasalarına yönelimlerini de arttırmıştır. II. Dünya Savaşı sonrasındahizmet sektörü ekonomide tarım ve sanayi sektörünün önüne geçerek kadınların işgücüne katılımını artırmıştır. Hizmet sektöründe yer alan kadınların %40’a yakını kentlerde temizlikçi olarak çalışmaya başlamıştır. Kadının hizmet sektöründe çalışmasıyla İngiltere ve Fransa başta olmak üzere diğer tüm Avrupa ülkelerine de yayılarak kadın istihdamında önemli gelişmelerin yaşanmasında neden olmuştur (Kocacık, ve Gökkaya, 2006: 195-196). 1990 yılından itibaren Latin Amerika’da ekonomik anlamda aktif durumda çalışan kadınların %71’i, Asya ve Pasifik’te %40, Afrika’da %20, bunların dışında kalan diğer gelişmiş bölgelerde çalışan kadınların %62’si hizmet sektöründe çalışması kadın istihdamı açısından oldukça önemlidir (Tokol, 1999: 21). Kadınların, tarım ve ev işleri dışında başka işlerde de istihdam edilmesiyle, özellikle üretilen ürünlerin satış aşamasında hizmet sektöründe yer almaya başlamışlardır. Bu süreçte özellikle büyük ölçekli tekstil fabrikalarında çok fazla nitelikli işgücü gerektirmeyen üretimin hızlı yaygınlaşmasıyla kadınlar evlerinden ücretsiz aile işçiliğinden ve tarımsal alanlardan dışarı çıkmıştır (Çolak, 2003: 1; Küçük, 2015: 3).

Zaman içerisinde Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk defa uygulanan Fordist üretim modeli olarak ifade edilen “İş Bölümüne Dayalı Üretim Şekli” belirli sınırları olan görev tanımına ve vasıfsız işçi istihdamına dayanmaktadır. Daha sonra bu üretim modelinden vazgeçilerek esnek üretim biçimine geçilmiştir. Esnek üretim biçimiyle üretim yapan işletmeler, tam zamanlı çalışanların sayısını azaltarak, yarı zamanlı çalışan veya geçici personele yönelmelerine neden olmuştur. Bu durum kadın istihdamı açısından kadının aile içi sorumlulukları göz önünde bulundurulduğunda kadınların yarı zamanlı ya da geçici olarak işgücüne katılım oranının da artış göstermiştir. Zaman içerisinde kadınların sosyal, ekonomik ve diğer alanlarda erkekler ile eşit olmaları gerekliliğine ve bu tür uygulamaların sağlanmasına yönelik uluslararası birçok anlaşma bulunmaktadır (Güzel, 2009: 34-35). Bu anlaşmalar:

  • Birleşmiş Milletler – Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi (CEDAW),
  • Birleşmiş Milletler – Pekin Deklarasyonu,
  • Roma Anlaşması,
  • Maastricht Anlaşması
  • Amsterdam Anlaşması’dır.

Kadın çalışanlar üzerine gerek istihdamı, gerek çalışma hayatlarında karşılaştıkları sorunlar, gerekse girişimcilikleri üzerine alan yazında birçok çalışma ve kadın istihdamı konusunda iyileştirilmeler yapılması amacıyla birçok anlaşma bulunmaktadır. Tarihsel süreç olarak gelişmelerin dışında günümüzde kadın istihdamı konusunda kadınların çalışma yaşamında yer almasını kolaylaştıran gelişmeler (Günday, 2011: 16):

  • Aile içi rollerde ortaya çıkan ve kadının lehine olan değişim,
  • Evlenme yasının yükselmesi ve doğum oranının düşmesi,
  • Kadının eğitim düzeyinin yükselmesi,
  • Çekirdek aile düzeni,
  • Kentleşme,
  • Kreş ve çocuk bakım hizmetlerinin yaygınlaşması,
  • Toplumun kültürel yapısındaki değişim ve
  • Cinsiyete dayalı ayrıma ilişkin mücadeledir.

Genel olarak bakıldığında son 25 yıl içerisinde, çalışma hayatında kadın sayısında önemli ölçüde artış olsa da, kadınların çalışma hayatında aynı ölçüde iyileşme olmamıştır (Çağlayan ve Etiler, 2009: 24). Yaşanan gelişmeler neticesinde yavaş yavaş kendilerini iş piyasalarında yer bulan kadın bir taraftan ekonomik olarak bağımsızlığını kazanırken, diğer taraftan ise evdeki rolleri olan ev işleri, annelik ve eş olma görevlerini de aksatmaması gerektiği için bazı sıkıntılar yasamıştır. Bu nedenle niteliksiz olarak adlandırılan kadın işgücü yine bu dönem içerisinde uzun çalışma saatleri ve düşük ücretler nedeniyle erkek işgücünün ikamesi olarak görülmesidir (Yılmaz vd., 2008: 91).

2.2.Kadın İstihdamının Önemi

Kadınlar özellikle gelişmekte olan veya gelişmemiş ülkelerde erkek işlerinin ikamesi olarak görülmüş, sosyal ve ekonomik hayat içerisinde cinsler arasında kadınların rol aldığı işler erkeklere kıyasla daha kolay veya daha değersiz işler olarak algılanmaktadır. Oysaki kadınların toplumun her kesiminde ayrı bir anlamı bulunmaktadır. Kadınların ev işleri, doğum ve analık, çocuk yetiştirmeleri, istihdam edilmeleri gibi nedenler tüm toplumun yapısını etkileyebilmesi açısından oldukça önemlidir. Kadının istihdam edilmesiyle piyasada emek arzı da artış gösterdiğinden, kadının işgücüne katılımı konusunda devletinde sorumlulukları artırmaktadır. Kadının iş gücüne katılımıyla doğum oranları azalmış, nüfus artışı yavaşlamış, kadın ekonomik olarak daha bağımsız hale gelmiş, iş gücü piyasalarında yerlerini alarak eş, aile gibi bağımlılık oranları da azalmıştır (Acar, 1992: 64). Dünyada bilişim teknolojilerinin gelişmesiyle oluşan yeni düzende, eğitimli kadınlarında artmasıyla kadın istihdam oranı da artmıştır. Günümüzde kadınların, hemen hemen bütün meslek kollarında ve iş yaşamının her alanında rol almaya başlamıştır (Narin vd., 2006 :67). İşgücüne katılan kadınlar artış göstermiş, çalışan karı‐koca sayısı artmış ve ailenin geçimini tek başına sağlayan anneler görülmeye başlanmıştır. Bu duruma örnek olarak kayıtlı ekonomi içindeki  şirketlerin %25‐ 33’ünün sahiplerinin kadın olduğu görülmektedir (Schindehutte vd., 2003: 94). Orta Doğu’da yapılan başka bir çalışmada, araştırmaya dahil olan 4000 şirketin sahiplerinin %13’ünün kadın olduğu belirlenmiştir (Prifti vd., 2008). Kadınlar, toplumsal cinsiyet kalıplarına göre beceriler elde ettiğinden daha çok hizmet sektöründe, sağlık, eğitim, tekstil, gıda gibi alanlarda kitlesel olarak çalışmakta ya da bu alanlarda iş yeri açmaktadırlar (Gürol, 2000: 25; Hisrich ve Brush, 1984; Hisrich ve Öztürk, 1999; Ufuk ve Özgen, 2001; Welsh vd., 2014).

Kadının istihdamının önemi genel olarak toplum ve ekonomi açısından, işletmeler açısından, kadınlar açısından olmak üzere üç başlık altında toplanmaktadır.

2.2.1.Kadın İstihdamının Toplum ve Ekonomi Açısından Önemi

Sanayi Devrimi ve II. Dünya Savaşı’na kadar geçen sürede kadınlar toplumda söz sahibi olamamış, erkekler daha üstün görülmüştür. Bu durum kadınların toplumsal yaşantıdan uzak kalmasını, hukuki ve eğitimsel haklarını kaybetmeleri veya olmamalarını beraberinde getirmiştir (Çıtak, 2008: 27). Kadının ücretli birer işçi olarak çalışma hayatına girişi 18. Yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşen Sanayi Devrimi ile olmuş, ayrıca II. Dünya Savaşı sonrası hız kazanmıştır (Deane, 1994: 18). Sanayi Devrimi’ne kadar geçen süre içerisinde kadınlar işgücüne aile işletmeleri ve ev işleri ile sınırlı düzeyde katılmışlardır. Bu nedenle geleneksel çalışma ortamından uzaklaşamayan kadınlar ilk olarak Sanayi Devrimi sonucu belirli bir ücret karşılığı “işçi” statüsünde istihdam edilmeye başlamıştır (Özer ve Biçerli, 2003: 53). Sanayileşme sürecinin başlamasıyla birlikte kadınların çalışma hayatına katılma arzusu ve zorunlu kalması, bunun yanı sıra ekonominin işgücüne olan ihtiyacı, ücretli işçi olarak kadınların katılımını artırmasında etkili olmuştur. Kadın istihdamında yaşanan bu artışla, tarım, sanayi ve hizmet sektörlerinde işgücü artışını da sağlamıştır. Kadınlar fazla beceri gerektirmeyen işlerde çalıştırılıyorken istihdam ediliyorken, Avrupa’da sanayi devrimi ile birlikte tarım devriminin de yaşanmasıyla kadının niteliklerinin artırılması yönünde düşünceler ortaya çıkmıştır (Çolak ve Kılıç, 2001: 31). Ekonomik kalkınmaya önemli katkılar sağlaması sebebi göz önünde bulundurulduğunda, dünya nüfusunun yaklaşık olarak yarısını oluşturan kadınların iş gücü ve faaliyetlerine katılımları bir ülkenin ilerlemesi açısından oldukça önemli olarak değerlendirilmektedir. Kadın işgücü ek istihdam ve tasarruf oluşturmaktadır.

Kadının tam anlamıyla kabul görmesi, 1970’li yıllardan itibaren hizmet sektörünün genişlemesiyle başlayarak yaygınlık kazanmıştır. Çalışan kadının diğer yükümlülükleri olarak görülen ailesiyle ve eviyle ilgili işlerini kolaylaştırması açısından birçok çözümler getirilerek kadınların eve bağlanma sebeplerini en az düzeye indirilmiştir. Yine bu dönemde kadınlar doğum kontrol tekniklerinin geliştirilmesi ve cinsiyet ayrımcılığının çıkartılan yasalar ile yasak hale gelmesi önemli gelişmeler olarak ön plana çıkmaktadırlar (Demirbilek, 2007: 17).

Kadının istihdama katılmasıyla ev işlerini kolaylaştırmak adına ev aletlerine olan talep artmakta ve ayrıca çocuğu olan çalışan bayanların çocuk bakıcısı tutarak dolaylı bir şekilde istihdam yaratabilmektedir. Bu durum toplumda büyük değişimlere sebep olmakta ve ekonomik bir hareketlenmeyi sağlayarak iş kolları oluşturmaktadır.

2.2.2.Kadın İstihdamının İşletmeler Açısından Önemi

Kadın istihdamının artmasıyla çalışan kadınlar işletmeler açısından hem çalışan hem de ev işleri, çocuk bakımı gibi nedenlerden dolayı müşteri olarak görülmektedir. İşletmeler kadın iş gücünü önceden yarı zamanlı çalışan veya geçici personel olarak görmekteydi ve bu durum kadın istihdamı açısından kadının aile içi sorumlulukları göz önünde bulundurulduğunda kadınların yarı zamanlı ya da geçici olarak işgücüne katılım oranının da artmasını sağlamaktaydı. Günümüzde işletmeler açısından kadın işgücü nitelikli ve düşük nitelikli olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. Nitelikli kadın iş gücü yüksek eğitim almış, teknolojiye uyum sağlayabilen, kariyer yapma şansı olan bireyler oluştururken ve düşük nitelikli kadın iş gücü ise düşük eğitimli, daha çok el becerisine dayalı işler yapan, yönetilmeye uygun olan bireyleri kapsamaktadır. Burada önemli olan bu iki grupta yer alan işgücüne de ekonomik yaşamın içerisinde farklı alanlarda ihtiyaç duyulmasıdır. Bu durum mal ve hizmetlerin arz talep dengesine büyük oranda etki etmektedir (Günday, 2011: 37).

2.2.3.Kadın İstihdamının Kadınlar Açısından Önemi

Kadınların istihdam edilmesinden en çok fayda görecek olan yine kadınların kendisidir. Kadın istihdamının kadınlar açısından bakıldığında birçok maddi ve manevi yararları bulunmaktadır. Tarih boyunca kadınlara mecbur kalındığında görevler verilmiştir. Örneğin II. Dünya Savaşı sırasında erkeklerin askere gitmesiyle, ekonomik dengeyi korumak amacıyla kadınlar yardımına ihtiyaç olduğundan çağrılmış ve kadınlar bu çağrıya olumlu yanıt vermişlerdir (Günday, 2011: 18). Bu durum kadınlara fırsat verildiğinde neler yapabileceklerinin bir göstergesidir. Kadınların çalışmalarının temel nedeni ekonomik zorunluluktur. Geçmişten günümüze kadar geçen sürede değişen şartlarda ekonomik faaliyetlere katılan kadınlar, maddi ve manevi kazanımlar, bağımsızlık, finansal fırsatların değerlendirilmesi, toplumsal hizmetler, iş güvenliği, aile istihdamı ve meydan okuma gibi kazanımlar elde ederek cinsiyet ayrımcılığına yönelik yargılamaları kadınlar lehine çevirebilme imkânı elde etmektedirler.

2.3.Kadın İşgücüne Yönelik Kuramsal Yaklaşımlar

Ekonomik yaşamda kadın ile erkek arasındaki eşitsizliğin temelini anlamak için tarihsel süreç içerisindeki kuramların kadın emeğine bakış açısı ve etkisini anlamak gerekmektedir. Bu bağlamda ön plana çıkan işgücü mal ve hizmet üretimi açısından büyük bir önem taşımaktadır. Bireylerin üretim sürecine dâhil olma oranları ile kalkınma arasında pozitif bir ilişki bulunmaktadır.

Tarihsel süreç boyunca kadın her zaman ikinci planda kalmış ve ev işleri, çocuk bakımı gibi sorumluluklar yüklenmiştir. Kadının çalıma yaşamında aktif bir biçimde yer alması çeşitli disiplinler tarafından incelenmiş ve kadının sosyo-ekonomik yaşama içerisindeki yeri tartışmaya açılmıştır. Kadının işgücüne katılımı ve yerini belirleme açısından kuramsal yaklaşımlar oldukça önemlidir.

2.3.1.Yapısalcı-İşlevselci Yaklaşım

Temelinde toplumsal denge, toplumsal kurumların uyumu ve düzeni bulunan yapısalcı-işlevseli yaklaşımda aile kurumu ön plana çıkmaktadır.  Bu yaklaşımda aile kurumu toplumsal düzenin güvencesi olarak görülmekte ve sürdürülebilirliğini sağlayan çekirdek kurum olarak nitelendirilmektedir. Bu nedenle bu yaklaşım kadın ile erkek arasındaki fizyolojik farkları, kültürel kalıplara dökerek ve cinsiyet rollerini kategorik olarak kabul edip, kadın ile erkek ayrımının gerekli olduğunu savunmaktadır. Kadın ile erkeğin birbirini tamamladığını savunan bu yaklaşıma göre, erkeğin araçsal, kadının ise dışavurumsal rolü üstlenmesi görüşüne sahiptir (Günay ve Bener, 2011: 158).  Araçsal kavramı ile ifade edilen rasyonalite, rekabet ve kendine güven iken, dışavurumsal kavramı ile referans verilen özellikler ise çocuk yetiştirme ve duygusal sorumluluklarını yerine getirmedir.

Bu yaklaşımda erkekler aile geçimi sağlamanın yanı sıra fiziksel güç gerektiren ev tamiratı, bahçe bakımı gibi işleri üstlenmektedir. Kadınlar ise evin düzenini sağlamak, çocukların sorumlulukları ve alışkanlıklarının geliştirilmesi üzerinde çaba sarf etmesi gerekmekte ve yemek pişirme ve ev işleri yapma gibi görevlerini üstlenirler (Köse, 2014: 47-49).

2.3.2.Çatışma Kuramı

Bu yaklaşıma göre ekonomik güç erkeğin elindedir ve bu durum erkeği güçlü kılarak kadının erkeğe bağlılığını ifade etmektedir. Kapitalizm ile birlikte gücü artan erkek egemen yaklaşım, miras hukuku yolu ile daha da güçlendirmiştir. Tüm bu gelişmeler kadınları ikinci plana atarak kadınları eve hapsederek, kadın emeğine ücret ödenmeyen bir köleye dönüşmüştür (Demirbilek, 2007: 17).

Bu gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda kadın ve erkek doğaları gereği bir çıkar çatışmasının tarafıdırlar ve birbirlerine üstünlük kurmaya çalışmaktadırlar.  Sanayi Devrimi ve II. Dünya Savaşı sonrası sosyalleşme süreci hızlanmış, kadın iş gücü piyasadaki yerini almaya başlamış ve erkek ile kadın arasındaki rekabet genişlemiştir. Bu çatışmanın temelinde erkeklerdeki kadına dönük tutum, beklenti ve imajların değiştirilmesi ve adaletli, eşitlikçi bir yapı için sosyal değişimi sağlamaktır (Köse, 2014: 49).

2.3.3.Feminist Yaklaşım

Feminizme göre cinsiyet, biyolojik bir özelliktir. Fakat toplumsal cinsiyet biyolojik özelliğin bir sürdürücüsü durumunda değildir. Simon De Beavouir’ın “kadın doğulmaz, olunur” sözü bu anlamda cinsiyet rollerinin, fizyolojik belirlenmişlikle dağıtılamayacağı, toplumsal cinsiyetin dağılımının etkinliğinin en önemli unsur olduğunu belirtmektedir. Toplumsal cinsiyet kültürel bir sürecin ürünü olup, kadınlar ile erkekler arasındaki toplumsal ilişkilerin ve iktidarın düzenlenmesine yardımcı olmaktadır. Kadın, genel olarak ev içinde çalışmakta ve doğum yapmak, çocuk bakmak gibi işlerle uğraşırken, erkek ise kamusal alanda üretimle ilgili sorumlulukları üstlenmektedir. Dolayısıyla kadınlar kamusal alana açıldığında ve sosyo-ekonomik roller aldıklarında düşük ücret ödenmekte ve kariyer olanaklarının önüne geçilmektedir (Köse, 2014: 49-50). Feminizm kendi içerisinde liberal, sosyalist ve radikal feminizm olarak üç kategori altında ele alınmaktadır.

Liberal Feminizm; Kadınlar ile erkeklerin aynı haklara, eşit ve adaletli bir biçimde yaşamaları için özgür olmalı ve haklarını savunmalıdır. Buradaki en büyük engel iseailedir. Çalışmayı arzu eden kadınların çocuk bakımı ve annelik iznini gerektiren bir sosyal kurum olmasından dolayı aile yapısı değiştirilmeli görüşü savunulmaktadır. Böylece kadın çalışma yaşamındaki yerini rahatça elde edebileceği düşünülmektedir. Liberal feminizmin eleştiriye uğramasının iki nedeni bulunmaktadır (Demirbilek, 2007: 19). Bunlar:

  • Kadın ve erkek arasındaki deneyim ve çıkar açısından gerçek farkları göz ardı edilmesi,
  • Eşit şansın adaletli sonuç üreteceğine duyduğu güvendir.

Sosyalist Feminizm; çatışmacı yaklaşımın etkisi altında olan bu kuram, erkeğin üstün dengelerin varlığına atıfta bulunmaktadır. Sosyalist feministlere göre, sınıfsal eşitsizlikler varlığını sürdürmekte ve bu eşitsizliğin üreticisi olarak kapitalizmi göstermektedirler. Bu kuramın çıkış noktası olarak liberal feministlerle benzerlik taşısalar da, üreticisi olarak kapitalizmi göstermekte bu noktada ayrılmakta ve kadının emeğinin sömürülmesine neden olduğunu savunmaktadırlar (Köse, 2014: 51).

Radikal Feminizm; bu yaklaşım ataerkillikten beslenen, erkeğe güç ve imkân veren bir yaklaşımdır. Ataerkillik kadınların fizyolojik özelliklerinden cinselliği, üremesi, hareketle kadını ikincil plana atmaktadır. Bu nedenle bazı radikal feministler heteroseksüel cinselliği tartışmaya açmış ve yeni üreme teknolojilerine eğilim göstermişlerdir. Fakat bu yaklaşım sınırlı kalarak, temelinde kadın merkezli bir kültür oluşumunu içermektedir (Köse, 2014: 51).

2.3.4.Neo-Klasik/ Beşeri Sermaye Kuramı

Beşeri sermaye genel olarak vasıf (kalite), tecrübe ve mesleki bilgi olarak ifade edilmektedir. Kadının iş gücü yaşamında düşük ücret ve düşük konumlarda çalışmasının nedeni erkeklere göre daha az veya sınırlı düzeyde beşeri sermayeye sahip olduğu gösterilmektedir.

Bu kuram kadının eş ve anne konumunun ona getirdiği sorumlulukların iş yaşamının önündeki engeller olarak çıktığını betimlemektedir. Kadınlar ev, aile, çocuk gibi sorumluluklarından dolayı çalışma hayatında devamlılık sağlayamamakta ve bu nedenle kısıtlı işlerde çalışmaktadır. Ancak tüm bu sorumlulukları almak kadının tamamen kendi tercihidir (Özçatal, 2011: 24; Köse, 2014: 52).

2.4.Kadın İstihdamını Etkileyen Etmenler

Kadın istihdamı birçok faktörün doğrudan ve dolaylı olarak etkilemekte ve birçok olumlu ve olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Kadınlar erkekler gibi her türlü ekonomik faaliyetler içerisinde yer almış ve her geçen gün kadın istihdamı artmaktadır. Kadınların ücretli işçi olarak çalışmaları onların ekonomiye katkı ve özgürleşmelerini sağlamıştır. Kadınların istihdamı aynı zamanda aile ve toplumun gelişmesini sağlayacak katkılarda sağlamaktadır. Kadınların işgücüne katılımları ile emek arzının bir bölümünün birbiri ile bağlantılı koşulu doğrudan veya dolaylı olarak etkilemektedir. Bunlardan bazıları:

  • Eğitim Düzeyi
  • Cinsiyet Arasındaki Ücret Farklılıkları
  • Toplumun Kültürel Yapısı
  • Yaş ve Medeni Durumu
  • Ücretsiz Aile İşçiliği
  • Kayıt Dışı İstihdam

2.4.1.Eğitim Düzeyinin Kadın İstihdamı Üzerine Etkisi

Bireylerin elde ettiği eğitim, hem ekonomik anlamda hem de işgücüne katılımı anlamında rol oynayan önemli bir faktördür. Eğitim düzeyi arttıkça işgücüne katılım oranlarının da artış gösterdiği görülmektedir. Eğitim düzeylerine göre cinsiyet açısından bakıldığında işgücüne katılım oranları arasında bulunan fark kadınlarda erkeklerden daha fazladır (Kavak, 1997: 23). Eğitim düzeyi konusunda kadın ile erkek arasında bariz bir eşitsizlik bulunmaktadır. Bu durum ekonomik imkânlar nedeniyle, iç göçlere, düzensiz kentleşmeye, kültürel dengesizliklere, bölgesel farklılıklara, toplumun kadına bakış açısına ve benzeri birçok koşulu etkimektedir (Günday, 2011: 43). İşgücü konusunda Şili’de bir takım düzenlemeler yapılmıştır. Yapılan düzenlemeler sonucu düzenli olarak yapılan anket çalışmalarının analiz sonuçlarına göre kadının eğitim seviyesi arttıkça işgücüne katılım oranının da arttığını belirtmişlerdir (Yazıcı, 2018: 105). Kadınların istihdamında etkili olan başka bir neden ise aile içerisinde erkeğin eksik istihdamı ile ailenin gelir seviyesinin düşük olması gibi ekonomik etkenlerdir. 1987 ile 2004 yılları arası dönemi kapsayan araştırmada eğitim düzeyi yüksek olan kadınların işgücüne katılımlarında, istihdam şartları ve ücretlerinin yüksek olması gibi faktörler belirleyici durumdadır (Klasen ve Pieters, 2012: 24). Teorik olarak bakıldığında eğitim seviyesinin iş gücüne katılım oranlarını iki yönden etkilemektedir. Bunlardan ilki, eğitim seviyesi arttıkça emek piyasalarda gelirler artacak ve bu durumda iş piyasalarının dışında kalmanın maliyeti de artacaktır. Diğer taraftan ise, eğitim dolaylı veya doğrudan maliyetleri olan bir yatırımı kapsadığı için, yatırımın geri dönüşümü emek piyasalarında çalışmak ile mümkün olmaktadır (Özer ve Biçerli, 2004: 66).

Kadınların eğitimi düzeyleri uluslararası gelişmişlik düzeylerini etkileyen temel göstergelerden birisidir. Kadınların eğitim konusunda erkeklere oranla daha düşük olduğu ülkelerde, aynı oranda kadınların iş bulma şanslarının da azaldığı bir gerçektir (Acar, 1992: 91). Eğitimin, kadın işgücünde statüsü bakımından yükselmesinde etkin bir rol oynamaktadır. Kadınlar açısından eğitim düzeyi arttıkça, iş gücü piyasasında çalışmasının ödülleri artmakta ve aynı zamanda piyasa dışı işlerinde de çalışmanın maliyeti artmaktadır (Günday, 2011: 43).

Eğitim düzeyi arttıkça kadının istihdamı artacak ve bunun başka bir sonucu ise kazanılan parayı kadınlar tarafından harcanarak ihtiyaçlar doğrultusunda piyasada yeni dinamikler kazanmasına yardımcı olacaktır.

Eğitime ayrılan yatırımlar sonucunda topluma bir takım olumlu etkiler sağlamaktadır. Alan yazında eğitim alanında yapılan çalışmalar sonucunda bir takım bulgular elde edilmiştir. Bunlar (Günday, 2011: 47) :

  • İlköğretim düzeyi en fazla kişisel ve sosyal getiri sağlamaktadır,
  • Eğitimin kişisel getirisi, sosyal getiriden daha fazladır,
  • Gelişmekte olan ülkelerde eğitimin kişisel ve sosyal getirisi, gelişmiş ülkelere oranla daha yüksektir,
  • Eğitimin kadınlara sağladığı getiri, erkeklere göre daha yüksektir.

Sonuç olarak eğitim seviyesi yükseldikçe kadınların çocuklarının da eğitimine önem verdiği için, bir sonraki neslinde kendileri gibi işgücü piyasalarında üretken olma ihtimali yüksektir (Minibaş, 2005). Ayrıca, eğitim düzeyi arttıkça işgücüne katılım oranları arttığı gibi kadınlar açısından cinsiyet farklılığında azalacağı söylenebilir (Kavak, 1997: 23).

2.4.2.Cinsiyet Arasındaki Ücret Farklılıklarının Kadın İstihdamına Olan Etkisi

Toplumun gelenek ve göreneklerine göre özellikle gelişmekte olan ülkelerde kadın ailenin iç işlerinden sorumludur. Gelişmekte olan ülkelerde kadın her zaman geri planda kalmış, esas görevi kocası ile çocukları ilgilenmek olmuştur. Sanayileşme süreci ve II. Dünya Savaşı ve teknolojisinin gelişmesi gibi etkenler kadınları ev içi sorumluluklarının yanında çalışma yaşamına dâhil olma imkânı sağlamıştır (DPT, 1994: 14). Kadın ile erkek arasında birçok kurum ve kuruluş bu duruma eşit haklar getirmek amacıyla yasal düzenlemeler yapmasına rağmen uygulamada farklılıklar görülmektedir. Toplumsal cinsiyet rollerinden dolayı meslekler arasında “kadın işi” ve “erkek işi” gibi ayrımlar yapılmaktadır. Bu duruma örnek olarak, ücret düzeyindeki ayrımcılık, iş yerinde yükselme konusunda ayrımcılık, işten çıkarma bayanlara öncelik verilmesi, erken emeklilikte veya tayin gibi konularda eşitsizlikler bulunmaktadır. Kadınların yaşadığı bu eşitsizliklerin bir sonucu olarak, öğretmenlik, hemşirelik, sekreterlik, vb. hizmet alanlarında uygun görülen mesleklerdir (DPT, 1994: 14).

Kadın ile erkek arasında eşit işte eşit ücret uygulanmamasının birtakım nedenleri bulunmaktadır. Bunlar (Günday, 2011: 48):

  • Yanlış is tanımları,
  • Erkek yöneticilerin kadınların maaşlarını düşük tutma konusundaki ön yargıları,
  • Kadınların ikramiye gruplarına dâhil edilmemesi,
  • İş piyasasında kadınlara önerilen ücretlerin genel olarak düşük olmasıdır.

İşletmelerin düşük ücret politikaları uygulaması kadınların istihdama katılımında bir artış sağlamakta iken, bu durum kadının daha uzun süre çalışmasına neden olmaktadır (Ehrenberg ve Smith, 1988: 232).

Kadın ile erkek arasında yaşanan ayrımcılığa kayıt içi ve kayıt dışı sektör ayrımı açısından bakıldığında cinsiyetçi ayrımcılık görülmektedir. Kadınların ücret ve çalışma koşulları kayıt dışı sektörde, kayıtlı sektöre göre fark daha yüksektir. Kadın ile erkek arasındaki ücret farklılığının bir başka neden ise sosyolojik nedenlerdir (Zeytinoğlu, 1998: 191). Sosyolojik nedenlerden dolayı erkeklerle yakın temas gerektiren satış, üretim, hizmet ve ulaştırma gibi sektörlerde yeteri kadar istihdam olanağı bulunmaması ve düşük ücretli sektörde bir araya gelmesidir. Kadınların yönetim kademesinde 1970 yılı ve sonrasında yer almaya başlamasıyla, onların yönetime uygun olmadığı düşüncesini değişmeye başlamıştır (Reskin, 1992: 344). Yönetici durumunda çalışan kadınlar, kendilerine rol model olarak alabilecekleri örneklerinin bulunmadığını, deneme yanılma yöntemi ile bulundukları konuma geldiklerini belirtmişlerdir (Jelinek ve Adler, 1988: 14). Ayrıca toplumda kadınlar sadece anne, baştan çıkarıcı, evcil olarak görüldüğünden (Gupta ve Sharma, 2003: 610), erkeklerin yoğun olduğu mesleklerde kadınların başarılı olması, yeteneklerinin yanı sıra sadece şansa bağlanmaktadır (Lyness ve Judiesch, 1999: 159). Günümüzde geleneksel bir bakış açısı içerisinde, kadın çalışanlar potansiyel yönetici adayları arasında yer almamaktadır (Selmer ve Leung, 2002: 348).

2.4.3.Toplumun Kültürel Yapısının Kadın İstihdamına Etkisi

Toplum içerisinde kadın ve erkeğin üstlendiği rolleri keskin sınırlar ile belirgindir. Biyolojik anlamda “kadın ve erkek olmak, doğal ve doğuştan olarak adlandırılırken, kadınlık ve erkeklik ise toplumsallaşma süreci ile beraber kültürel bir yapılanmaya işaret etmektedir” (Hepşen, 2010: 14). Bireyin algı olarak dişil ve erilden çıkıp kadın ve erkeğe dönüşebilmesi biyolojiyle değil, toplumsal kültürel gelişmelere bağlıdır (Giddens, 2012: 505). Daha açıklayıcı olarak toplumsal cinsiyet, bireyi kadınsı veya erkeksi olarak karakterize eden psikososyal özellikler olarak ifade edilmektedir (Hepşen, 2010: 13). Cinsiyet ayrımı tamimiyle toplumsal ve kültürel hadiseler bütünü olarak ifade edilmektedir.

Özellikle gelişmekte olan ülkeler için, kadının temel çalışma ortamı ev olarak görülmektedir. Kadınlar, ev iş olarak adlandırılan ve çocuk bakımı gibi maddi getirisi olmayan fakat ciddi biçimde zaman alan faaliyetlerle uğraşmaktadır. Bu durumda kadın maddi olarak erkeğe bağımlı hale gelmiştir. Bu nedenle kadın ekonomik anlamda bir değer sağlayamadığı için erkeğin ardından ikincil aktör durumundadır (Koray, 2000: 215).

İş piyasasında kadına verilen ücretin çocuklu kadınlar için, çocuk bakım maliyetini karşılamaması onların zorunlu olarak ev kadını statüsünde kalmalarına neden olmaktadır. Toplum olarak aile içerisindeki çocuk bakımı, yaşlı ve hasta bakımı gibi yükümlülükleri yalnızca kadının sorumluluğu gibi görmeyecek bir yaklaşımının benimsenmesi gerekmektedir (Gürol, 2007: 149). Kadın ve erkeğin rolü coğrafyadan coğrafyaya değişebilmekte ve toplum içerisindeki topluluklar bile diğerleriyle birbirini tutmayabilmektedir. Bu tamamen toplumun kültürel özellikleriyle alakalı bir durumdur (Tarhan, 2005: 45). Gelişmekte olan ülkelerde aile kavramı geniş olarak algılanmaktadır. Bütün aileyi ilgilendiren veya sadece ailenin bir üyesini ilgilendiren aile içi sorun için bile bütün aile karar noktasında etki edebilmektedir. Bunun yanı sıra özellikle aile içerisinde kadın hakkında bir karar alınacaksa aile önemli bir rol oynamaktadır. Bu durum gelişmiş ülkelerde rastlanmayan veya çok az rastlanan bir durumdur (Glick ve Sahn, 2005: 41).

2.4.4.Yaş ve Medeni Durumun Kadın İstihdamı Üzerindeki Etkileri

Kadın istihdamını eden yaş ve medeni durum değişkenidir. Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre İstanbul, Ege ve Batı Marmara’da kadınların tam zamanlı çalışmalarını etkileyen en önemli değişkenlerden birisi yaş değişkeni olduğunu belirtmişlerdir (Korkmaz, 2016: 326). Fakat alan yazında yapılan çalışmalar doğrultusunda yaş değişkeni doğrusal olmayıp iç bükey bir ilişki olarak karşımıza çıkmaktadır. Genel olarak kadınlarda iş gücü piyasasında belirli bir yaş seviyesine kadar yaş arttıkça istihdam artmakta iken belirli bir yaştan sonra ise istihdam azalmaktadır. Kadın istihdamını etkileyen en önemli etkenlerin başında evlenme ve çocuk doğurma gelmekte ve bu dönemi kapsayan yaşlarda kadınların istihdama katılım oranı düşmektedir (Günday, 2011: 52).

Kadın istihdamı incelendiğinde birçok ülkede “M”harfine benzer bir trende sahiptir. 20 ile 24 yaş grubunda yer alan kadınlar çalışma olarak maksimum düzeye ulaşmasına karşın, 30’lu yaş gruplarından itibaren düşüşe geçmekte ve 40’lı yaşlarda yeniden artış göstermekte 40-54 yaşları arasında çalışma oranı tekrar zirve yapmaktadır. Kadının 30’lu yaşlarda iş gücüne katılımının düşmesinin temel nedeni ebeveyn kontrolü gerektiren yeni doğan çocuklarını büyütebilmek amacıyla piyasa dışında kalmaktadır (Hayghe ve Bianchi, 1994: 25). Bu durma örnek olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan bir araştırmaya göre 1992 yılında okul çağında çocuğu olan kadınların %78’i emek piyasalarında çalışmaktayken, okul çağı öncesi ebeveyn kontrolü gerektiren çocuğu olan kadınların %67’si emek piyasalarında olduğunu tespit edilmiştir (Chase, 1995: 7).

Çocuk bakımı hizmetlerini gerçekleştirecek kreş, anaokulu gibi kurum ve kuruluşların olması da sorunu çözememektedir. Günümüzde birçok kadın eğitim seviyesi yüksek olmasına rağmen eşi ve çocukları için kariyerinden vazgeçmiştir. Evlilik ve çocuk nedeniyle çalışmayı bırakarak ev hanımı olarak yaşantısına devam etmek zorunda kalmıştır. Bir başka neden ise çalışılan ücretin çocuk bakımını karşılamamasıdır. Bu duruma örnek olarak,  ABD’de yapılan bir araştırmada kreş maliyetinin ekonomik geliri yüksek olan ailelerin bütçelerinin %8.2’sini oluşturmakta iken; ekonomik geliri düşük olan ailelerin bütçelerindeki payı ise %26.3 olarak tespit etmişlerdir. Bu durum ekonomik geliri düşük olan ailelerdeki kadınların katılımlarını olumsuz etkilemektedir (Cattan, 1991:8). Blau ve Robins (1988) çalışmalarında kreş ücretli olduğunda evli kadınların %19’u katılım sağlayacağını belirtirken kreş hizmetinin bedava olması durumunda kadınların katılımlarının  %87’ye çıkabileceğini belirtmişlerdir (Blau ve Robins, 1988: 379). Çek ve Slovak Cumhuriyetlerinde yapılan bir araştırmada komünizm ile birlikte kadınların iş gücü piyasasındaki katılımlarının azalmasının nedenlerini araştırdıkları çalışmalarında eski rejimde ücretsiz olan kreş hizmetlerinin ücretli hale gelmesiyle kadınların iş gücü piyasasının dışında kalmasına neden olduğu sonucuna ulaşmışlardır (Chase, 1995: 7).

2.4.5.Ücretsiz Aile İşçiliğinin Kadın İstihdamına Etkisi

Kadınların erkeklere göre ekonomik faaliyet olarak görülmeyen birçok sorumlulukları bulunmaktadır. Aile ve ev sorumlulukları onların istihdama katılımlarını önemli ölçüde etkilemektedir (Gürsel vd., 2002: 44). Türkiye’de kadınların istihdam statüleri bakıldığında büyük bir kısmının ücretsiz aile işçisi statüsünde bulunduğu görülmektedir.

Ücretsiz aile işçiliği kavram olarak kadının gün boyunca ev içerisinde yapmış olduğu tüm faaliyetleri kapsamakta ve ekonomik olarak karşılığı olmayan olarak ifade edilmektedir. Ev işleri, çocuk bakımı ve benzeri işlere harcanan zaman, gelir getirme konusunda maddi bir karşılığı da yoktur. Ayrıca kadınların yaptıkları bu işler aileye tasarruf sağlamakta ve aile gelirini olumlu etkilemektedir. Ücretsiz aile işçiliği kırsal kesimlerde oldukça yaygın iken, kentlerdeki iş gücü piyasalarında düşük oranlarda görülmektedir. Bu durum kırsal kesim ile kentsel alanlar arasında kadınların katılım oranlarının farklılaşmasına neden olmaktadır (Özer ve Biçer, 2004: 66). Kırsal kesimde, birçok kadının kocası kahvede otururken kadınların sorumlu olduğu işleri vardır. Bunlardan bazıları; hayvanlara yemlemek, tarla işlerini yapmak, çapa yapmak, yemek pişirmek, çocuklarla ilgilenmek gibi işlerdir. Bu işlerin de maddi bir karşılığı olmadığında kırsal kesimde yaşayan bu kadınlar “ücretsiz aile işçisi” grubunda yer almaktadır (Günday, 2011: 55).

2.4.6.Kayıt Dışı İstihdam

Kayıt dışı istihdamı; üretim ve hizmet kavramlarından oluşan, istihdam faaliyetlerinin resmi kayıtlarda yer almaması sonucunda oluşan, böylece vergi yükümlülüklerin yerine getirilmediği durumları ifade etmektedir. Bu durum genel olarak küçük küçük işletmelerde sık görülmektedir. Küçük işletmeler daha çok niteliksiz olarak adlandırılan, eğitim düzeyi düşük kadınları kayıt dışı islerde çalıştırmaya eğilimlidirler (Güloğlu, 2005: 3). Kayıt dışı istihdamı etkisi olan nedenler incelendiğinde nüfus artışı ve göç gelmektedir. Bunun yanı sıra istihdam içinde yüksek paya sahip olan tarım kesiminin, kentleşme, yoksulluk, adaletsiz gelir dağılımı, işsizlik, düşük eğitim düzeyi, yüksek işgücü maliyetleri, vergi oranlarının yüksek olması, sanayinin yapısı ve düşük rekabet gücü, kurumlar arasındaki eş güdüm eksikliği ve sosyal güvenlik kurumları ile ilgili yaşanan problemler de kayıt dışı istihdamı arttıran nedenlerdendir (Toksöz, 2007: 48). Kayıt dışı istihdam istatistiklerde “çalışmıyor” olarak görülmekte kentli kadınlar özellikle tekstil sektöründe yer alan fason üretim yapan işletmeler parça başı olarak adlandırılan işlerde çalıştırılmaktadır. Bunun dışında ise iğne oyası, dikiş, gündelikçi işçilik, örgü yapma gibi işlerde de yer aldıkları bilinmektedir. Bu tip işlerde kadınların yer almasının nedeni ise çocuklarına bakacak kimsenin olmamasıdır. Kadınların kayıt dışı işlerde çalışılmasının en önemli nedeni ise, emek yoğun işlere yatkın olmaları, ev içi sorumluluklarıyla birlikte bu işi de götürebilmeleri, düzenlilik gerektirmemesi, evdeki işlere benzer işler olması, dışarıdaki çalışma yaşamına karşı tutucu tavırlar, yüksek eğitim düzeyi gerektirmemesi, bu tür islere kolayca ulaşılabilmesi olarak sayılabilir (Günday, 2011: 56). Örnek olarak 1973 yılında yapılan bir çalışmada evli ve doğurganlık çağında olan çalışan kadınlar arasında kentlerde ikamet eden %92’sinin ev dışında bir iş yaptıkları halde, kasabalarda çalışan kadınların% 43’ünün evlerinde iş yaptıklarını tespit etmişlerdir (Özbay, 1982: 186).

2.5.Kadın İstihdamının Ortaya Çıkardığı Sorunlar

Kadınların erkeklere eşit düzeyde veya buna yakın oranlarda iş gücü piyasasında yer almaları cinsiyet eşitliğinin ön şartı olarak gerçekleştirilirken, ailenin ve toplumun yapısında istenmeyen bir takım değişimler gözlenmektedir. Bunlar:

  • Nüfus Kaynaklı Sorunlar
  • Evlilik ve Boşanmalar
  • Yalnız Yaşama
  • Tek Ebeveynli Aileler
  • Çocuk Bakımının Dışsallaştırılması

2.5.1.Nüfus Kaynaklı Sorunlar

Aile yapısını inceleyen sosyologlar, makro düzeyde yaşanan üç temel sosyal değişmeye ve bu sosyal değişmelerden biri olan demografik değişmelerin sorun niteliğine dikkat çekmektedirler (Demirbilek, 2005: 175). Buna göre ise Avrupa hükümetleri ve politikacılar, nüfusun son 20 yıla oranla daha da yaşlanması ve doğum oranlarındaki düşüş ile ortaya çıkan problemlerin farkına vararak, kadınların iş hayatları ve aile hayatları arasındaki sorunları gidermek için gerekli tedbirleri almaktadırlar (Velde, 2011: 5).

Düşük doğurganlıktan kaynaklanan nüfusun da gerilemesiyle açıklanan teoriler, modernleşme ile ailede değişim ilişkisini ön plana çıkarmakta olup, iki bileşen dikkat çekmektedir: Bunlardan birincisi “yapısal” olarak adlandırılan bileşendir; post endüstriyel ve endüstriyel ekonomilerde çocuğun maliyeti artmaktadır. Bunun önemi ise, kadınlar için aile yükümlülükleri ile işin uyuşmazlığıdır. Bu değişime düşünsel olan, bireylerin bu maliyetleri göz önüne alarak kendi çıkarlarına göre davranmaları gerektiği bileşeni de bir diğer bileşendir. Son yıllarda aile yapısındaki ve doğurganlıklardaki değişime istinaden yapılan açıklamaların çoğunun merkezinde kadının toplumda ve ailede değişen rolü ve işgücüne doğru hareketlenmeleridir (Morgan, 2003: 4). Sosyolojik bakış açısına göre kadının emek piyasasına katılımı ile ailedeki rolü arasında uyuşmazlık vardır. Kadının emek piyasasına katılımı ve doğurganlıkları arasındaki ilişkinin kavramsallaşması, “çocuğun fırsat maliyeti” nin önemini vurgular. Bu bakış açısı ile kadının emek piyasasına katılma fırsatları artış gösterdiğinde çocuğun fırsat maliyeti yükseleceğinden dolayı doğurganlık da azalır (Mehryar vd., 2002: 3).

Fransız Filozof Badinter Kadınlık mı? Annelik mi? kitabında, anneliğin daha çok sosyo-kültürel ve eğitim olarak donanımı yeterli olmayan kadınlara ya da direkt olarak onların tekelinde olacağının uyarısını vermektedir. 1992’de yapılan Esping-Enderson’ın çalışmasında ise, Avrupa’da kadın doğurganlıkları ile istihdam oranları arasında doğru orantı olduğunu tespit etmiştir. Doğurganlığı yüksek olan ülkelerde istihdam yüksek, düşük olan ülkelerde ise istihdamın düşük olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

2.5.2.Evlilik ve Boşanmalar

Evlilik kadın ile erkek ilişkilerini düzenleyen bir kurum olarak ifade edilmektedir. Evlilik, ataerkil toplumda, cinsel ihtiyaçların giderilmesi ön planda iken, toplum düzenini bozacağı düşünülen cinsel rekabetin önlenmesini ve üremenin kontrol altına alınmasını sağlaması açısından toplumsal bir kurum olarak önem oluşturmaktadır. Evlilik doğan çocukların topluma uygun bir biçimde yetiştirilmesi görevini üstlenmekte ve toplumsal cinsiyet rollerine uygun bir şekilde işbölümü yapılmasını sağlamaktadır (Kaya, 2009: 40).

Toplum içerisinde kadın statü olarak öncelikli alanlar olarak eğitim, kariyer yapma ve benzeri nedenlerle evliliklerini ertelemekte ve iş gücü piyasasında var olmak isteyen kadınların evlenmekten veya çocuk yapmaktan kaçınmaktadırlar (Lam, 2012: 14). Özellikle gelişmiş ülkelerde düşük evlenme oranları ve yüksek boşanma oranlarına sahiptirler ve ayrıca yüksek kadın istihdamı oranları ile ön plana çıkmaktadırlar (Eurostat, 2010: 33).

Alan yazın incelendiğinde başka bir varsayım ise, boşanma oranları ile kadın istihdamı oranları arasında paralel olarak hızlı bir artış görülmektedir. Başka bir ifadeyle kadın işgücüne katılma oranı ile boşanma oranı arasında pozitif bir ilişki bulunmaktadır (Aykaç, 1991: 26). Bu artış özellikle Kuzey Avrupa ülkeleri başta olmak üzere 1960’lı yıllardan sonra hız kazanmıştır (Fukuyama, 2000: 47).

2.5.3.Yalnız Yaşama

Özellikle yirminci yüzyılın son çeyreğinde gelişmiş ülkelerde yalnız yaşayan insanların sayısında büyük bir artış yaşanmıştır. Gelişmiş ülkelerde evlilik yaşının yüksek olması, boşanmaların artması, bireylerin kariyer yapma eğilimi, evlenmeme gibi nedenlere bağlı olarak yalnız yaşayanların sayısı her geçen gün artmaktadır. Günümüzde özellikle yalnız yaşayan kadınlar erkeklere göre daha fazla ve bu kadınların büyük çoğunluğu orta yaş grubundadır.  Bu duruma örnek olarak Fransa’da her 7 kişiden birinin, İngiltere’de, Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri’nde her 3 kişiden birinin yalnız yaşadığı ve bu duruma paralel olarak artacak olursa 2020 yılında İngilizlerin %40’nın yalnız yaşayacağı ön görülmektedir (Laura ve Kirsi, 2012: 7). Ayrıca Fransa’da kadın istihdam oranı 2012 yılı içerisinde % 60’ın üzerinde olduğunu ve özellikle genç kadınlar erkeklere oranla daha fazlası yalnız yaşamaktadır (Toulemon ve Pennec, 2011: 3).

Evlenmeme isteği ve yaşanan yüksek boşanma oranlarının bir sonucu olarak ortaya çıkan yalnız yaşama isteği ruh sağlığı üzerinde bozucu etki göstermektedir. Bu durum insanlarda alkol gibi kötü alışkanlıkları tetiklemektedir (Anderson ve Baumberg, 2006). Bağımsız yaşama güdüsüyle başlayan yalnız yaşama arzusu diğer yandan toplumdan soyutlanma, endişe ve depresyona da neden olmaktadır. Bu durumdan en çok etkilenenler bekâr veya boşanmış bireylerde görülmekte ve ruh sağlığı meseleleriyle boğuştuğu belirtilmektedir (Twenge, 2006: 115).

2.5.4.Tek Ebeveynli Aileler

Günümüzde tek ebeveynli aileler konusu gelişmiş ülkelerin kadın istihdamı konusunda aile politikalarının bir kısmını oluşturmaktadır. Örnek olarak, İngiltere’nin tek ebeveynli aileler için geliştirdiği sosyal politikalar sayesinde onları işgücünde tutmaya çalışmaktadır.

Kadın istihdamının düzenlenmesi ile oluşturulan aile politikaları ve ailelerdeki değişim açısından İsveç, İngiltere ve İtalya’yı karşılaştırılan araştırmada, bağımlı çocuklu tüm aileler içinde tek ebeveynli ailelerin İsveç’te % 20, İngiltere’de % 9 olduğunu belirtmektedir (Morgan, 2006: 8). Kadın ile erkeğin iş gücü piyasasına hemen hemen eşit oranda katıldığı bir ülke olan ve diğer Avrupa ülkelerinin de örnek model olarak almaya çalıştığı İsveç’in yüksek boşanma oranları ve bekâr anneler nedeniyle tek ebeveynli aileler önemli bir sosyal problemi oluşturmaktadır. Tek ebeveynli aileler genel olarak ekonomik anlamda gelirleri düşük olmalarının yanı sıra, çift ebeveynlilere göre sosyal dışlanmaya ve soyutlanmaya daha yatkındırlar. Toplumun diğer kesimlerine göre sosyal bağları, arkadaşlık ilişkileri ve akraba ziyaretleri daha az ve zayıftır.

Kamerman vd. araştırmalarına göre ABD’de yapılan birçok araştırmada aile yapısının ve stabilitesinin çocukların ve ileriki yıllarda yetişkinliklerinin sosyal ve duygusal uyum, eğitim başarısı, aile oluşturma ve işgücüne katılım gibi iyi hal göstergeleri ile ilişkili olduğunu belirtmektedir. Ayrıca bu araştırmalarda, yalnız ebeveynliğin çocuk üzerindeki bir takım olumsuz etkilerinin olması ve dolayısıyla oluşan düşük hane gelirine mi yoksa yalnız ebeveyn faktörüne mi bağlı olduğu araştırılmıştır ve düşük başarı ile davranış problemlerinin anne yeniden evlense ve geliri yükselse de kalıcı olduğu görülmüştür (Kamerman, 2003: 22).

2.5.5.Çocuk Bakımının Dışsallaştırılması

Aile ağırlıklı olmaktan çıkış anlamına gelen “de-familizasyon” çocuk bakımının aile merkezli olmasının azaltılmasını hedeflemektedir (Bütün, 2010: 73). Çocuk bakımının kadınların toplumsal olarak algılanan cinsiyet rollerinden dolayı kodlanmış olan ve kadınların iş gücü piyasalarına katılım göstermelerinin önündeki ön büyük engel olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu duruma bağlı olarak çocuk bakımı konusunda birçok düzenleme ve yeni fikirler geliştirilmekte ve çocuk bakımı konusunda profesyonelleşme adı altında atılımlar yapılmaktadır. Buradaki temel amaç kadın istihdamını sağlamak ve kalkınmaya yardımcı olmaktır.

Rekabetin yoğun olduğu bir ekonomik düzen hedefiyle kadınların işgücüne katılma oranlarının yükseltilmesini sağlamak amacıyla 2002 yılında Barselona Zirvesi yapılmıştır. Bu zirvede alınan kararlara göre 2 yaşa kadar olan bebeklerin en az % 33 ve 3 yaşından okul çağına kadarki çocukların da % 90 oranlarında çocuk bakım merkezlerine devam etmeleri hedeflenmiştir. Çocuk bakımının profesyonelleşmesi sayesinde kadınların yüksek düzeyli istihdamını sağlanmaktadır. Çocuk bakımı insanlık tarihi boyunca olduğundan farklı olarak ve çocukların aleyhine sonuçlar verecek şekilde artık ailenin dışında, kamu ve özel teşebbüsün dâhil olduğu bir işe dönüşmüştür (UNICEF, 2008: 3). Her geçen gün artan sayıda küçük çocuk, annelerin mesai saatlerine bağlı olarak her gün uzun saatleri kendilerine yabancı olan kişilerin gözlem ve bakımı altında geçirmektedir. Bu durum toplumda nasıl bir etkiye neden olacağı günümüzde hala önemli bir araştırma konusu durumundadır.

III. BÖLÜM

3.Turizm Sektörü ve Özellikleri

Günümüzde, insanların çalışma saatleri dışında kalan zamanını, tek düze ve disiplinli yaşamın getirebileceği toplumsal problemlerden ve sınırlamalardan uzak, eğlenerek ve dinlenerek geçirme beklentisi her geçen gün biraz daha artmaktadır. Bu nedenle, büyük insan kitleleri, dinlenmek, yeni bir yer görmek veya yeni bir deneyim kazanmak amacıyla seyahat etmektedirler. Sanayileşme, şehirleşme, gelir artışı, ulaştırma, kültür ve sosyal alanlardaki gelişmeler ve değişimler sonucunda turizm sektörü, günümüzde en önemli endüstrilerden biri haline gelmiştir (Doğan, 2004: 1). Turizm sektörü, boş zamanın ve tasarrufun nasıl kullanılacağına ilişkin ekonomik bir kararla başlayan ve yatırım, tüketim, istihdam, dış satım ve kamu gelirleri gibi ekonomik yönleri bulunan bir sosyal ekonomik olaydır (Kozak vd., 2013: 7). Dünya Turizm Örgütü istatistiklerine göre II. Dünya Savaşı sonrasında turizm faaliyetlerine katılan kişi sayısı her yıl ortalama %6,5 oranında artış göstermektedir. 2020’de turizm faaliyetlerine katılacak kişi sayısı 1.6 milyar olarak öngörülmektedir (Yıldız, 2011: 57). UNWTO tarafından yayımlanan World Tourism Highlights 2017 raporuna göre, 2016 yılında uluslararası ziyaretlerin sayısı bir önceki yıla göre % 3,9 oranında artış göstererek 1 milyar 235 milyon olmuştur. 2016 yılında küresel turizm gelirleri ise 2015 yılına göre % 2 oranında artarak 1 trilyon 220 milyar dolara ulaşmıştır. Bu artışlarda en yüksek büyüme oranı % 9 ile Asya pasifik bölgesinde gerçekleşirken, % 8 ile Afrika ve % 3 ile Amerika izlemektedir. Dünyanın en çok ziyaret edilen bölgesi olan Avrupa’da büyüme % 2 olurken; Orta Doğu’nun ziyaretçi sayısı ise % 4 oranında düşüş göstermiştir (Sunar vd., 2018: 1168-1169).

Dünyada hızlı gelişen sektörlerden biri olan turizm sektörü ekonomi ile iç içedir ve ekonomiden ayrı düşünülemeyecek bir yapıya sahiptir (Bahar ve Kozak, 2013: 58). Turizm ekonomisi, turizm olayının oluşturduğu ekonomik sonuçlar, bu sonuçların boyutları ve turizmin doğrudan veya dolaylı olarak neden olduğu etkileri ölçmekle ilgili bir bilim dalı olarak ifade edilmektedir (Gönen, 2004: 48). Turizm sektörü, oluşturduğu ulusal ve uluslararası hareketlilik sebebiyle ekonomik bir aktivite olması, oluşturduğu uyarıcı etkilerin olması, dolaylı ve doğrudan etkilediği ekonomideki diğer sektörleri canlandırma, istihdam ve gelir etkisi yapan bir unsurdur (Öztaş, 2002: 20). Turizm sektörünün özellikleri ise şu şekilde sıralanmaktadır (Yanardağ ve Avcı 2012: 41-42);

– Turizmde tüketici ürünü tüketmek için üretim yerine gitmek zorundadır,

– Turizm ulusal ekonomideki birçok sektör üzerinde direkt etkiye sahiptir,

– Turizm mevsimsel dalgalanmalardan, olumlu iç gelişmelerden yavaş, olumsuz ve dış gelişmelerden ise hızla etkilenmektedir,

– Turizm jeo-ekonomik varlıklar, sosyo-kültürel varlık, değer, olaylar ve hizmetlerin aktive edilerek dışa satılmasıdır,

– Turizm ürünü soyuttur, bu nedenle poster, reklam, afiş, film vb. ile tanıtılır,

– Turizm sektörü emek-yoğun bir sektördür, bu nedenle insan unsuruna bağımlıdır.

3.1. Turizm Sektörü ve İstihdam

Turizm sektöründe konaklama, seyahat, ulaştırma, yiyecek içecek ve eğlence hizmetleri gibi turizmin alt kolları yıl içerisinde birbirlerinden farklı operasyonel süreçlere hizmet verebilme özelliği bulunmaktadır. Dünya genelinde kadın çalışan sayısında yaşanan artış ile birlikte turizm sektörü, hem kadın hem de erkek çalışanlara istihdam imkânı sağlaması açısından oldukça önemli bir sektör durumundadır (Aracı ve Koçak, 2014: 192). Turizm sektörü işgücü arzı ve talebi arasındaki ilişkilerin sonucunda ihtiyaçlar nedeniyle, tam zamanlı işlerin dışında kalan iş ilişkileri a-tipik(esnek) istihdam türleri oluşmuştur. Bu istihdam türleri içerisinde kısmi süreli çalışma, geçici çalışma, tele-çalışma, eve iş verme, ödünç iş ilişkisi, çağrı üzerine çalışma, iş paylaşımı, vardiya çalışması, kayan iş süresi, serbest çalışma ve taşeron sözleşmeleriyle çalışma ekonomik yapı içerisinde yer almaktadır. (Ünlüönen vd., 2007:164). Turizm sektörü emek-yoğun bir özelliğe sahip olduğundan turistik tüketim harcamaları, turizm sektörüne doğrudan ve dolaylı istihdam imkânı sunmaktadır. Bu durum turizmin oluşturduğu ekonomik hareketlilik nedeniyle de genel istihdama olumlu yönde etkisi bulunmaktadır. Bir ülkede turizm sayesinde artırılan üç tür istihdam söz konusudur. Bunlar (Yıldız, 2012: 60) :

Doğrudan İstihdam: Bu istihdam içerisinde konaklama, yeme-içme, ulaştırma, acente işlemleri ve tur rehber hizmetleri vb. doğrudan faaliyetleri kapsamaktadır.

Dolaylı İstihdam: Dolaylı istihdam içerisinde turizm sektöründe ihtiyaç olan turistik hizmet ve ürünlerin üreticileri ve turistlerin harcamalarından dolaylı katkı görenler gelmektedir. Bunlara örnek olarak; balıkçılar, inşaatçılara, zanaatkârlar, bankalar gibi.

Uyarılmış İstihdam: Doğrudan veya dolaylı istihdam sonucu oluşan gelirlerin harcanmasıyla ekonomide yaratılan ek istihdamdır. Örneğin, turistik ürün imalatçısı elde ettiği geliri yeniden ekonomiye döndürdüğünde ve bu döngü istikrarlı ve güçlü şekilde tesis edildiğinde, yeni işler ve iş kollarının açılması mümkün olacaktır.

Turizm sektöründe istihdam edilen işgücü miktarı ile bölgelerin gelişmişlik düzeyi arasında bir ilişki söz konusudur. Gelişmiş ülkelerde işgücü maliyeti yüksek olduğu gibi turizm ve özellikle konaklama alt sektöründeki işlemlerin teknolojik araçlar ile yapılması tercih edilirken, gelişmekte olan ülkelerde ise işgücünün düşük ücretli olma özelliği nedeniyle işlemlerin mekanik araç veya teknolojiden daha çok emek ile yapılmasının tercih edilmesi, bu bölgelerde turizm sektörünün istihdam oranını artırmaktadır (Kozak, 2012: 94).

Tablo 1. Turizm Sektöründe Yapılan Harcamalarının Oluşturduğu İstihdam Alanları

Turistlerin Harcama Yaptıkları Yerler Turizm Sektörünün Yaptığı Harcamalar En Son Yarar Sağlayıcılar
-Konaklama -Yiyecek İçecek -Uluslararası Ulaşım -Gezi ve Turlar -Eğlence -Hatıra ve Hediyelik Eşya -Fotoğraf ve Bant -Kişisel Bakım, İlaç ve kozmetik -Giyim -Diğer. -Maaşlar ve Ücretler -Bahşişler, İkramiyeler -Yerel Vergiler, Gelir Vergileri -Komisyonlar -Müzik ve Eğlence -Yönetimsel ve Genel Harcamalar -Yasal ve Mesleksel Hizmetler -Yiyecek İçecek vb. Satın Alımlar -Malzeme ve Üretim Maddeleri Alımı -Tamir Bakım, Onarım, Koruma -Reklam, Tanıtım, yayın, iyileştirme Çalışmaları -Toplu Hizmetler, Su, Gaz, Elektrik, Çevre vb. -Ulaştırma -Lisanslar, İzin belgeleri -Sigorta primleri -Gayrimenkul ve araç gereç kiralama -Mobilya ve Demirbaş eşyalar -Borçların anapara ve faiz geri ödemeleri -Gelir, kurumlar ve diğer vergiler Amortisman -Yatırımcılara ve yabancı sermayeye geri dönüş -Muhasebeciler, gayrimenkul yapıcı ve satıcıları, medya yayın evleri, matbaalar -Reklamcılar, sigorta şirketleri -Nalburiye dükkânları -Mimarlar, avukatlar, bankalar -Esnaf ve zanaatkârlar -Otomobil acentaları, danışmanlar -Fırınlar, bakkallar -Plaj yardımcıları, rehberler -Kasaplar, yemekçiler, veznedarlar -Kasiyerler, hayır kurumları, seyahat işletmeleri, finansmancılar, emlakçılar eczaneler baharatçılar -Tezgâhtarlar, sekreterler -Giyim mağazaları, konfeksiyoncular -Kulüpler, barlar, diskolar -Müteahhitler, ressamlar, yöneticiler -Mandıracılar, sütçüler araç gereç satıcıları -Doktorlar, dişçiler, hissedarlar -Büyük mağazalar, toptancılar -Kuru temizlikçiler, sendikalar -Elektrikçiler, mühendisler uzmanlar -Çiftçiler ve balıkçılar, lokantalar -Hamallar, taşıyıcılar, -Oto tamir ve bakımcıları -Bahçıvanlar, boyacılar -Eşya dükkânları, ithalatçılar -Yönetim: eğitim, sağlık, demir, vb.

Kaynak: Mcintosh ve Gupta, 1980: 222-223.

Turizm sektörünün istihdama etkisini ölçmek oldukça zordur. Bunun temel nedeni ise,  turizm kapsamında diğer sektörlerden insanların da istihdam edilmesidir (Ardahaey, 2011: 211).

3.2.Turizm Sektöründe Kadın İş Gücü

Turizm sektörü, dünyadaki her on işten birini oluşturan emek yoğun bir hizmet sektörü durumunda olup, dolaylı olarak tarım, inşaat, imalat, el sanatları, finansal hizmetler veya bilgi ve iletişim teknolojileri gibi farklı birçok sektörde değer zinciri rolüyle her beceri seviyesinde iş imkânı oluşturan bir sektör konumundadır (Kaya, 2017: 7). Turizm sektörü, dünyada en fazla iş sahası oluşturan sektörlerden biri konumundadır. Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi (WTTC) verilerine göre 2013 yılında turizm ve seyahat sektörü, dünya genelinde 267 milyon kişiye doğrudan ve dolaylı iş imkânı sağlamıştır. Bu oran dünyadaki toplam istihdamın % 8,7’sini denk gelmektedir (Uguz ve Topbaş, 2014: 497).

Genel olarak turizm sektörü incelendiğinde, istihdamın nice­liksel olarak etkili fakat işgücü kali­tesi bakımından bakıldığında eğitimsiz ve kalifiye olmayan iş gücünün olduğu, kayıt dışı çalışanların oranının fazla olduğu, günlük çalışma saatlerinin yüksek fakat ücretlerin düşük olduğu, sendikalaşma ve toplu iş sözleşmesi kapsama oranının düşük düzeyde olmasından dolayı sosyal diyaloğun da etkili bir biçimde gerçekleşmemektedir (Kaya, 2017: 6).

Turizm sektöründe çalışan kadınların danışabileceği veya akıl alabileceği kendisini yönlendirebileceği birinin olmaması işten ayrılmasında önemli bir etkendir (Ackah ve Heaton, 2003: 140). Özellikle Otel işletmelerindeki kariyerlerinde önemli kademelere gelen kadın çalışanların kariyerleri açısından akıl hocalarının olması son derece önemli olduğunu belirtirken, tepe yönetimdeki çalışan kadınlar ise akıl hocalarının bir önemi olmadığını, kendi kariyer gelişimlerini bir başkasına güvenerek sağlamadıklarını belirtmişlerdir (Brownell, 1994: 114). Turizm sektöründe kadın çalışanlar için bir başka sorun ise iş – aile dengesinde yaşanan sorunlardır. Özellikle konaklama sektöründe çalışan kadınların kariyer gelişimlerini olumsuz etkilemektedir (Brownell, 1994: 102). Çalışan kadınlar, kariyer ile aile arasında bir tercih yapma zorunluluğu hissetmesine neden olmakta ve bu nedenle çocuk sahibi olma isteklerini ertelemektedirler (Ackah ve Heaton, 2003: 136).

Ekonomiye genel olarak bakıldığında, turizm sektörü kadın istihdamı açısından diğer sektörlere göre daha büyük bir paya sahiptir. Turizm endüstrisinde kadın istihdamı diğer sektörler ile kıyaslandığında iki kat daha fazla istihdam sağlamaktadır (Global Report on Women in Tourism, 2011; Dinçer vd., 2016: 382). Bu durum, çalışma hayatında toplumsal cinsiyet eşitliğini ve kadının güçlendirilmesini desteklemede etkili bir araç konu­muna getirmektedir (Kaya, 2017: 5).

Kadınların yoğun olarak istihdam edildiği turizm sektörü, dünya GSYH’nin %10 kadarını oluşturmaktadır (WTTC, 2015; Kaya, 2017: 6). Bir­leşmiş Milletler Kadın Örgütü ve Dünya Turizm Örgütü tarafından 2010’da hazırlanan “Turizmde Kadın Küresel Raporu”nda kadınların ücretli işe ulaşmalarında ve kadının güçlen­dirilmesinde olanak sağlama noktasında turizm sektörünün potansiyeline dik­kat çekilmiştir (Kaya, 2017: 3).

Ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarının da katıldığı Antalya’da gerçekleştirilen G20 (Group of 20) zirvesi kapsamında bir rapor hazırlanmıştır. Hazırlanan bu rapora göre turizm istihdamında çalışma koşul­larında toplumsal olarak cinsiyet eşitliğini destek vermek amacıyla belirlenen hedef ve göstergeler düzeyinde çalış­mak konusunda hemfikir olduklarını belirtmişlerdir.

Endüstri­yel turizmde, istihdam edilen kadınlar açısından bakılırsa “kadın işi” veya “kadına uygun iş” bağlamında ele alınabilmektedir. Turizm sektöründe genel olarak kadınların kalifiye olma­yan temizlik gibi kat görevlisi gibi işlerde daha yoğun görülmekteyken, yönetici pozisyonlarına doğru gidildikçe daha az görülmektedirler (Kinnaird ve Hall 1994; Skalpe, 2007). Kadın çalışanların yoğunluğunun çok alt seviyelerdeki işlerde olduğu bilinmektedir (Burgess, 2003: 50; Uguz ve Topbaş, 2014: 498). Sektörün bu yapısal özelliği kuşkusuz sektörde istihdam edilen kadın açısından da belirleyi­ci olmaktadır. Turizm endüstrisinde yapılan işlerin önemli bir bölümü yemek pişirme, karşılama, yatak yapımı, temizlik vb. işler olduğundan ev işlerinin bir uzantısı olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle turizm endüstrisi, emek-yoğun kabul edildiği kadar ‘kadın-yoğun’ iş alanı özelliği de taşımaktadır (Akoğlan 1996: 17; Cave ve Kılıç 2010: 285; Elmas 2007; Uğuz ve Topbaş, 2016; Kaya, 2017: 6). Ayrıca küçük aile işletmeleri şeklinde olan pansiyonlar incelendiğinde ise, kadınlar gerek ücretsiz aile işçisi gerekse mevsimlik işçi olarak, pansiyonun temizlik işlerini, yemek ve bakım hizmet­leri ile uğraşmaktadır (Kaya, 2017: 3).

Yapılan birçok araştırmada, araştırmacılar turizm sektörünün özelliklerini kadınımsı, vasıfsız, düşük ücretli ve güvencesiz olarak ifade etmişlerdir (Baum 2013; Cave ve Kılıç 1989; Costa vd. 2011; Elmas 2007; Fernandez vd. 2009; Hemmati 2000; Kaya, 2017: 6).

Turizm endüstrisinde kadınlar gerek alt pozisyonlarda gerek yönetici pozisyonunda gerekse işletme sahibi olarak birçok sorunla karşılaşmaktadır (Dinçer vd., 2016: 383).

Kadınlar konaklama sektöründe genellikle önbüro, insan kaynakları, pazarlama ve banket organizasyonlarında çalışmaktadır (Doherty ve Manfredi, 2001). Otel işletmelerinde çalışan kadınların genelde üçte biri yönetim kademesinde yer almaktadır (Soehanovic vd., 2000: 270). Erkekler çoğunlukla genel müdür, birim müdürü veya şef konumundadırlar (Doherty ve Manfredi, 2001: 68).

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi, tüm dünyadaki işlerin %66’sını ya­pan ve dünyanın gereksinim duy­duğu yiyeceğin de %50’sini üreten kadınların, erkeklerden %10 daha az kazandığını ve mülkiyetin de sadece %1’ine sahip olduğunu açıklayarak, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini veriler ile belirtmiştir (UN Women, 2013). Kadın istihdamının payı 1995 yılında % 41,1 olan bu oran, 2015 yılında % 61,5’a yükselmiştir (ILO, 2016: 22). 2015 yılında hizmetler sektöründe kadın istihdam % 55,1 civarında iken 2016 yılında yüzde 55,5’e yükselmiştir (Çakır vd., 2017: 468).

Kadınların turizm endüstrisinde dış faktörlerden kaynaklanan sorunların yanı sıra kendi psikolojileri ve rolleri de turizm sektöründe kadın istihdamı sorunlarındandır (Li ve Leung, 2001: 191; Dinçer vd., 2016: 383). Bu duruma örnek olarak İrlanda’da sezonluk işe alınıp çıka­rılan kadın sayısı erkeklerden daha fazladır (Breathnach vd., 1994). Bu durum ekonominin kriz yaşadığı dönemler de erkekleri işte bı­rakıp kadınları işten çıkarma eğilimi sıklıkla karşılaşılan bir durum olmuştur (Kaya, 2017: 8-9).

Kadınların iş hayatında örnek verecek olursak II. Dünya Savaşı sırasında erkekler askere gittiği sırada, ekonomik dengeyi korumak amacıyla kadınlar yardıma çağrılmış ve kadınlar bu çağrıya olumlu yanıt vererek iş gücü oluşturmuşlardır (Günday, 2011: 18).

Kadınların turizm sektöründe başarılı bir biçimde çalışmalarına örnek verilecek olursa kırsal alanlarda gerçekleştirilen turizm faaliyetlerinde kadınların daha belirgin bir şekilde gerçekleşen geleneksel kadın rol ve görevlerinin ötesinde yeni roller edinmesine imkân sağlamaktadır. Bu duruma örnek olarak, kadınlar kırsal turizmde hem ürünlerin hazırlayıcısı, hem satıcısı durumunda olduklarından kadına istihdam yaratarak, bu yönden de toplumsal kalkınmaya destek ver­mektedir.

Turizm sektöründe uygulanan ücret politikalarının yanlışlığının (Olalı ve Timur, 1988: 290), sektörde ciddi anlamda darboğazlar yarattığı bilinmekte ve aynı kademede çalışan kadınların ve erkeklerin ücretleri karşılaştırıldığında kadınlar, erkeklerin aldığı ücretin yaklaşık olarak 2/3’ünü kazanabilmektedirler (Krishnan, ve Park, 2005: 1712). Ayrıca kadın çalışanlar kariyerleri boyunca erkeklerle sürekli olarak ücret farklılığı yaşayacaklarını ve bu farkın da oldukça büyük olacağını düşünmektedirler (Iverson, 2000: 43).

IV. BÖLÜM

KIRSAL KALKINMA BÖLGELERİNDE KADIN İSTİHDAMI: AFYONKARAHİSAR GAZLIGÖL TERMAL TURİZM BÖLGESİ ÖRNEĞİ

4.1. Araştırmanın Amacı

Sanayi devrimi ile başlayan ve II. Dünya Savaşı sonrasında dünya genelinde kadın istihdamının artması ve bu konuyla ilgili kurum ve kuruluşların yasal düzenlemeler yapması sonucu kadınların ücretli iş gücü olarak piyasada yerini almaya başlamasını sağlamıştır. Kadınların istihdam edilmesinde bir takım sorunları berberinde getirmiş, aynı zamanda kadınların ücretli birer işgücü olarak piyasada yer almasının birçok olumlu ve olumsuz etkileri tartışılmaya ve araştırılmaya başlanmıştır. Dünyada hızla gelişen ve istihdam etkisi olan sektörlerden biride turizm sektörüdür. Turizm sektörü kadın istihdamı açısından elverişli olması, genel olarak çocuklu ailelerin yüksek sezonda okullarının tatil olması gibi avantajları bulunmaktadır. Yapılan bu araştırmanın amacı, kırsal kalkınma bölgelerinde kadın istihdamını incelemek ve karşılaştıkları sorunları belirlemektir. Araştırmanın amacına uygun olarak Afyonkarahisar ilinde termal turizm bölgesi olarak nitelendirilen Gazlıgöl bölgesi araştırma alanı olarak belirlenmiştir. Bu amaç doğrultusunda Gazlıgöl bölgesinde istihdam edilen kadınların demografik bilgileri, çalışma koşulları hakkında bilgiler edinilmeye çalışılmıştır.

4.2. Araştırmanın Sınırlılıkları

Yapılan araştırma da gerek zaman, gerek maliyet, gerekse araştırılan konunun hassas ve makro çapta bir konu olması araştırmada sınırlandırmayı gerektirmiştir. Araştırmanın Afyonkarahisar İli’nin, Gazlıgöl bölgesindeki termal tesislerde çalışan kadınlar ile sınırlandırılmasının nedeni seçilen alanın nüfusunun büyük bir bölümünün kırsal kesimden oluşmasıdır. Araştırmanın başka bir sınırlılığı ise, termal tesislerin yoğun olmasından dolayı işletmelerin çalışanlarına anket veya görüşme yapılmasına sıcak bakmaması ve termal tesislerdeki kadın çalışanların kısmi çalışması veya kayıt dışı çalışmaları gibi nedenlerden dolayı görüşme yapmak ve anket doldurmak istememeleridir. Yine Gazlıgöl termal tesislerde kayıtlı çalışan kadın sayısının tam olarak bilinmemesi araştırmanın bir diğer sınırlılığını oluşturmaktadır. Ayrıca, turizmin bir yıla yayılan faaliyet olmasına rağmen araştırma döneminin kısıtlı olması nedeniyle anketlerin Temmuz 2018 – Aralık 2018 tarihleri arasındaki beş aylık dönemde yapılmış olmasıdır. Bu dönemin tercih edilmesinin nedeni ise termal işletmelerin en yoğun olarak çalıştığı dönem olması ve istihdamın fazla olmasıdır.

4.3. Araştırmanın Yöntemi

Araştırmada nitel ve nicel yöntem bir arada kullanılmıştır. Nitel ve nicel yöntemin seçilmesindeki temel amaç, termal tesislerin yoğun olmasından dolayı işletmelerin, çalışanlarına anket veya görüşme yapılmasına sıcak bakmaması ve termal tesislerdeki kadın çalışanların kısmi çalışması veya kayıt dışı çalışmaları gibi nedenlerden dolayı görüşme yapmak ve anket doldurmaya çekinmeleridir. Araştırmanın amacına uygun olarak görüşme yapılabilen kadınlar ile görüşmeler gerçekleştirilmiş, görüşme yapılma imkânının olmadığı kadın çalışanlar ise sadece anket doldurtulmaya çalışılmıştır. Araştırmada görüşmelerin yanı sıra, daha fazla kişiye ulaşabilmek amacıyla verileri elde edebilme noktasında birincil verilerden yararlanılmıştır. Birincil verilerin elde edilmesi amacıyla veri top­lama yöntemi olarak anket tekniği kullanılmıştır. Hazırlanan ankette Köse (2014) çalışmasında kullandığı görüşme formundan faydalanılarak ölçek araştırmanın amacına uygun olarak uyarlan­mıştır. Ayrıca oluşturulan ölçek, turizm ve ekonomi alanında uzman olan akademisyenlerin görüş ve önerileri alınmıştır. Oluşturulan ölçeğe ön test uygulanarak düzeltmeler yapılmış ve son haline tamamlanmış­tır. Kadın çalışanlara uygulanan anket tekniğinde beşli likert ölçeği tercih edilmiştir. Beşli likert ölçeğinde (1) Kesinlikle Katılmıyorum, (2) Katılmı­yorum, (3) Ne Katılıyorum Ne Katılmıyorum, (4) Katılıyorum ve (5) Ke­sinlikle Katılıyorum şeklinde sıralanan ölçek üze­rinde yapmaları istenmiştir.

Araştırmanın anketi Köse (2014) çalışmasındaki görüşme formu araştırmanın amacına uygun olduğu için yararlanılmıştır. Görüşme formunu ankete çevirebilmek amacıyla termal turizm işletmelerindeki kadın çalışanlar ile görüşmeler yapılarak sorulara seçenekler belirlenmiştir. Belirlenen seçeneklerin dışında katılımcıların fikir ve görüşlerini beyan etmeleri ve anket formunda yer almayan görüşlerini de belirleyebilmek amacıyla açık uçlu sorularda yer almaktadır. Oluşturulan ölçek, turizm ve ekonomi alanında uzman olan akademisyenlerin görüş ve önerileri de dikkate alınmıştır. Oluşturulan ölçek 16 kapalı uçlu ve 3 açık uçlu soru olmak üzere toplam 19 sorudan oluşmaktadır.

4.3.1. Araştırma Alanı

Gazlıgöl Afyonkarahisar’ın kuzeyinde, il merkezine 25 km mesafede kaplıcalarıyla meşhurdur. Gazlıgöl bölgesine Afyon – İhsaniye karayolu ile Afyon – Kütahya – Eskişehir demiryolu ile ulaşım imkânı bulunmaktadır (www.gazligol.net, 2019). Efsaneye göre, Kral Midas kızı Suna; gençliğe adım attığı yıllarda vücudunda çıbanlar çıkmış ve bu çıbanlara çare bulunamamıştır. Bir türlü iyileşemeyen zona, ağrıya ve sızıya dayanamayıp yollara düşmüştür. Dağ tepe demeden gezip dolaşan Suna, yaz aylarından birinde Afyon yakınlarına kadar gelerek, günümüzdeki Gazlıgöl kaplıcasının bulunduğu yerden su içmiştir. Suyun ağrılarına iyi geldiğini fark edince suyun içine atlamış. Sudan çıkıp yorgunluktan dolayı derin bir uykuya dalmış. Suna, uyandığında ağrılarının kesildiğini ve yaralarının iyileştiğini fark etmiştir. Bunun üzerine kral Midas bugünkü Gazlıgöl’e bir hamam inşa ettirmiştir (www.cinartermal.com, 2019).  

Gazlıgöl Kaplıcası’ndaki sular hem içilmekte, hem de banyo tedavilerinde kullanılmaktadır. Gazlıgöl kaplıcasının etkili olduğu hastalıklar ise içme ve banyo olarak ikiye ayrılmaktadır (www.basaranlartermal.com.tr, 2019).

İçme olarak; mide rahatsızlıklarına, karaciğere, bağırsak spazmlarına, safrakesesine iyi geliyor, böbrek taşları rahatsızlıklarına iyi gelmektedir.

Banyo olarak; tansiyonu düşürmeye, romatizmal hastalıkları, sinir ucu iltihabı hastalığı, deri hastalıklarını, bazı kadın hastalıklarını, kalp ve damar sertliği rahatsızlıklarına iyi gelmektedir (www.basaranlartermal.com.tr, 2019).

4.4. Araştırmanın Bulguları

Araştırmada öncelikle görüşmeler yapılmış ve bu doğrultuda görüşme formunda yer alan sorulara seçenekler belirlenmiştir. Belirlenen seçenekler ile anket uygulanmış ve ayrıca her soruya katılımcının belirlenen seçeneklerin dışında görüşleri varsa belirtmesi için alan bırakılmıştır. 121 katılımcıya uygulanan anket çalışmasındaki sorulara verdikleri cevaplar hakkındaki dağılımlar ile bilgiler verilmektedir.

Tablo 2. Katılımcıların Termal Turizm Sektöründeki Tecrübeleri

Sektör Tecrübeleri Katılımcı Sayısı %
1 yıl veya daha az 29 24,0
2 ile 4 yıl arası 36 29,8
5 ile 7 yıl arası 33 27,3
8 ile 10 yıl arası 16 13,2
11 yıl ve üzeri 7 5,8
Toplam 121 100

Anket çalışmasına katılan 121 katılımcının termal turizm sektöründeki tecrübeleri 1 yıl veya daha az, 2 ile 4 yıl arası, 5 ile 7 yıl arası, 8 ile 10 yıl arası, 11 yıl ve üzeri olmak üzere beş grup bulunmaktadır. Katılımcıların sektör tecrübeleri dağılımı incelendiğinde en fazla olan %29,8 oranına denk gelen 36 katılımcı 2 ile 4 yıl arasında tecrübesi olan katılımcılardan oluşmaktadır. Katılımcıların %27,3 oranına denk gelen 33 katılımcı 5 ile 7 yıl arasında, %24 oranına denk gelen 29 katılımcı 1 yıl veya altında, %13,2 oranına denk gelen 16 katılımcı 8 ile 10 yıl arasında, %5,8 oranına denk gelen 7 katılımcı 11 yıl ve üzeri sektör tecrübesine sahip olduğu görülmektedir.

Termal tesislerde çalışan kadınların sektör tecrübeleri 10 yıldan fazla olan kişi sayısı oldukça azdır. Yapılan mülakatlarda bu durumun nedenini katılımcılar, termal turizm işletmelerinde genel olarak temizlik işleri, mutfak işleri, çamaşırhane gibi rutin ev işlerinde yapılan işlerin dışında bahçe işleri gibi işlerde çalıştırıldıklarından dolayı işletmeler belirli yaş aralığındaki işgücünü tercih etmektedirler. Bu durumun yanı sıra işin niteliği ve termal işletmelerin organizasyon şemasında kıdem ve maaşta yükselme olmaması maaşta yükselme olsa bile çok sınırlı düzeyde kalması, çalışan kadınlar açısından termal tesislerde uzun süre çalışmalarının önündeki en önemli engeller olduğunu belirtmişlerdir.

Tablo 3. Katılımcıların Çalışmaya Başladıkları Yaşa Göre Dağılımları

Yaş Grupları Katılımcı Sayısı %
18 yaş ve altı 16 13,2
19 yaş ile 22 yaş 35 28,9
23 yaş ile 27 yaş 29 24,0
28 yaş ile 32 yaş 16 13,2
33 yaş ile 37 yaş 16 13,2
38 yaş ve üzeri 9 7,4
Toplam 121 100

Anket çalışmasına katılan 121 katılımcının çalışmaya başladıkları yaş dağılımları incelendiğinde 18 yaş ve altı, 19 yaş ile 22 yaş, 23 yaş ile 27 yaş, 28 yaş ile 32 yaş, 33 yaş ile 37 yaş, 38 yaş ve üzeri olmak üzere altı grup bulunmaktadır. Katılımcıların çalışmaya başladıkları yaş dağılımları incelendiğinde en fazla olan %28,9 oranına denk gelen 35 katılımcı 19 yaş ile 22 yaş aralığında olduklarını belirtmişlerdir. Katılımcıların %24 oranına denk gelen 29 katılımcı 23 yaş ile 27 yaş aralığında, %13,2 oranına denk gelen 16 katılımcı 18 yaş ve altı yaş aralığında, %13,2 oranına denk gelen 16 katılımcı 28 yaş ile 32 yaş aralığında, %13,2 oranına denk gelen 16 katılımcı 33 yaş ile 37 yaş aralığında, %7,4 oranına denk gelen 9 katılımcı 38 yaş ve üzerinde olduklarını belirtmişlerdir.

Termal tesislerde çalışan kadınların 35 yaşından daha yüksek istihdam edilen kişi sayısı oldukça azdır. Yapılan mülakatlarda katılımcılar, termal turizm işletmelerinde 35 yaş üzerindeki kadınların işletmelerde çalıştırılmak istenmemesinin en önemli nedeni olarak dinamik iş gücü, genel olarak evli olmayan veya evli olsa bile çocuğu olmayan yükümlülükleri az olan kadınları tercih etmektedir. Bunun dışında ise 35 yaşın üzerindeki kadınların termal turizm işletmelerinde çalışmamalarının nedenleri arasında maaşının düşük olması, evlenme, çocuk yapma, çocuk yetiştirme, eşinin izin vermemesi gibi nedenlerinde olduğunu belirtmişlerdir. Katılımcıların belirttikleri bu nedenlerden dolayı termal turizm işletmeleri genel olarak 20 ile 30 yaş grubu kadınları istihdam etmeyi tercih ettiklerini belirtmişlerdir. 

Tablo 4. Katılımcıları Çalışmaya Yönelten Etkenlere Göre Dağılımları

Etkenler Katılımcı Sayısı %
Kariyer Hedefi 19 15,7
Ekonomik Durum 87 71,9
Sosyal Statü 5 4,1
Çevre Baskısı 4 3,3
Diğer 6 5,0
Toplam 121 100

Anket çalışmasına katılan 121 katılımcının çalışmaya yönelten etkenlere göre dağılımları incelendiğinde kariyer hedefi, ekonomik durum, sosyal statü, çevre baskısı ve diğer olmak üzere beş grup bulunmaktadır. Katılımcıları çalışmaya yönelten etkenler incelendiğinde en fazla %71,9 oranına denk gelen 87 katılımcı ekonomik durumlarından dolayı çalışmaya yöneldiklerini belirtmişlerdir. Katılımcıların %15,7 oranına denk gelen 19 katılımcı kariyer hedefi, %5’ine denk gelen 6 katılımcı diğer nedenler, %4,1 oranına denk gelen 5 katılımcı sosyal statü, %3,3 oranına denk gelen 4 katılımcı çevre baskısı nedeniyle çalışmaya yöneldiklerini belirtmişlerdir.

Termal tesislerde çalışan kadınları çalışmaya yönelten etkenler hakkında yapılan mülakatlar neticesinde termal turizm tesislerinde çalışan kadınların büyük çoğunluğu ekonomik geçim nedenlerinden dolayı çalıştıklarını belirtmişlerdir. Bu ekonomik nedenler incelendiğinde; yeni evli olanların borçlarının veya taksitlerinin olması, ikamet ettikleri yerlerin genelinde iş imkânlarının kısıtlı olması ve olan işlerin maaşının düşük olması, tek maaşın ev geçimine yetmemesi ve aile ekonomisine katkı sağlama isteği, çocuğu olmayan yeni çiftlerin veya bekâr kişilerin birikim yapmak istemeleri, çocuklu ailelerin masraflarının fazla olması, evlerinin kira olması gibi ekonomik nedenler ön plana çıkmaktadır.

Tablo 5. Katılımcıların Eğitim Durumlarına Göre Dağılımları

Eğitim Düzeyi Katılımcı Sayısı %
İlkokul 35 28,9
Ortaokul 28 23,1
Lise 37 30,6
Önlisans 11 9,1
Lisans 9 7,4
Lisansüstü 1 0,8
Toplam 121 100

Anket çalışmasına katılan 121 katılımcının eğitim durumlarına göre dağılımları incelendiğinde ilkokul, ortaokul, lise, önlisans, lisans ve lisansüstü olmak üzere altı grup bulunmaktadır. Katılımcıların eğitim durumları incelendiğinde en fazla %30,6 oranına denk gelen 37 katılımcı lise mezunu olduklarını belirtmişlerdir. Katılımcıların %28,9 oranına denk gelen 35 katılımcı ilkokul, %23,1’ine denk gelen 28 katılımcı ortaokul, %9,1 oranına denk gelen 11 katılımcı önlisans, %7,4 oranına denk gelen 9 katılımcı lisans ve 0,8 oranına denk gelen 1 katılımcı ise lisansüstü eğitim seviyesine sahiptir.

Katılımcıların eğitim düzeyleri incelendiğinde katılımcıların büyük çoğunluğu ilkokul, ortaokul ve lise mezunu oldukları görülmektedir. Katılımcılar eğitimlerini tamamlayamadıkları için termal turizm tesislerinde temizlik, bulaşık, çamaşırhane, mutfak gibi ev işleri benzeri işlerde istihdam edilmektedir. Eğitim seviyesinden kaynaklı iş gücü piyasasında iş bulmanın zor olduğunu belirten katılımcılar, düşük ücretli bu işlerde çalışmak zorunda kaldıklarını da belirtmişlerdir.

Tablo 6. Katılımcıların Çalışma Konusunda Ailesinden veya Çevresinden Destek Alma Durumlarına Göre Dağılımları

  Katılımcı Sayısı %
Destek Aldım 79 65,3
Kısmen Destek Aldım 26 21,5
Destek Almadım 16 13,2
Toplam 121 100

Anket çalışmasına katılan 121 katılımcının çalışma konusunda ailesinden veya çevresinden destek alma durumlarına göre dağılımları incelendiğinde destek aldım, kısmen destek aldım ve destek almadım olmak üzere üç grup bulunmaktadır. Katılımcıların çalışma konusunda ailesinden veya çevresinden destek alma durumlarına göre dağılımları incelendiğinde en fazla %65,3 oranına denk gelen 79 katılımcı destek aldığını belirtmişlerdir. Katılımcıların %21,5 oranına denk gelen 26 katılımcı kısmen destek aldığını, %13,2’sine denk gelen 16 katılımcı destek almadığını belirtmişlerdir.

Katılımcıların çalışma konusunda ailesinden veya çevresinden destek alma durumlarına ilişkin yapılan mülakatlarda katılımcıların birçoğunun eşi tarafından desteklendiğini, iş görüşmelerine birlikte gittiklerini, bazı katılımcılara termal turizm tesislerinde istihdam edilen arkadaşlarının aracılık yaptığını, motive ettiğini, katılımcılar en önemli olarak da ekonomik nedenlerden ve ekonomik bağımsızlık sağlayabilmek amacıyla kendilerini çalışmak zorunda hissettiklerini belirtmişlerdir.

Tablo 7. Katılımcıların çalışma konusunda aldıkları karara etki eden Kişilerin Cinsiyetlerine Göre Dağılımları

Cinsiyet Katılımcı Sayısı %
Kadın 97 80,2
Erkek 24 19,8
Toplam 121 100

Anket çalışmasına katılan 121 katılımcının çalışma konusunda aldıkları karara etki eden kişilerin cinsiyetlerine göre dağılımları incelendiğinde kadın ve erkek olmak üzere iki grup bulunmaktadır. Katılımcıların çalışma konusunda aldıkları karara etki eden kişilerin cinsiyetlerine göre dağılımları incelendiğinde en fazla %80,2 oranına denk gelen 97 katılımcı kadınların etki ettiğini belirtirken, katılımcıların %19,8 oranına denk gelen 24 katılımcı çalışma konusunda aldıkları karara etki edenin erkek olduğunu belirtmişlerdir.

Katılımcıların çalışma konusunda aldıkları karara etki eden kişilerin cinsiyetlerine ilişkin mülakatlarda kadınların genel olarak içinde bulundukları ekonomik sıkıntılardan ve ev ekonomisine katkı sağlamak amacıyla çalışmayı düşünmüşlerdir. Bu düşüncelerini ilk olarak arkadaşlarıyla paylaşarak destek aldıklarını ifade etmişlerdir. Bunun yanı sıra bekâr olan ve ebeveynleri ile yaşayan katılımcılar bu düşüncelerini önce anneleriyle paylaşarak anne onayını veya görüşünü alarak daha sonra düşüncelerini babalarıyla paylaştıklarını belirtmişlerdir. Üniversite mezunu olan katılımcılar “ben boşuna mı okudum” diyerek çalışmak istemeleri, kariyer hedeflerinin olması gibi nedenlerin dışında eşlerinin kendilerini “yapabilirsin” diyerek motive ettiklerini belirtmişlerdir.

Tablo 8. Katılımcıların Çalıştıkları işi Bulma Şekillerine Göre Dağılımları

  Katılımcı Sayısı %
İnternet İlanı 17 14,0
Gazete İlanı 3 2,5
Afiş İlanı 1 0,8
Tanıdık Aracılığıyla 87 71,9
Diğer 13 10,7
Toplam 121 100

Anket çalışmasına katılan 121 katılımcının çalıştıkları işi bulma şekillerine göre dağılımları incelendiğinde internet ilanı, gazete ilanı, afiş ilanı, tanıdık aracılığıyla ve diğer olmak üzere beş grup bulunmaktadır. Katılımcıların çalıştıkları işi bulma şekillerine göre dağılımları incelendiğinde en fazla %71,9 oranına denk gelen 87 katılımcı tanıdık aracılığıyla işi bulduğunu belirtirken, katılımcıların %14 oranına denk gelen 17 katılımcı internet aracılığıyla, %10,7 oranına denk gelen 13 katılımcı diğer seçeneğini, %2,5 oranına denk gelen 3 katılımcı gazete ilanı aracılığıyla, %0,8 oranına denk gelen 1 katılımcı afiş ilanı ile çalıştığı işi bulduğunu belirtmiştir.

Katılımcıların çalıştıkları işi bulma biçimleri konusunda yapılan mülakatlar neticesinde katılımcıların büyük bir çoğunluğu tanıdık aracılığıyla işe girdiklerini belirtmişlerdir. Bu durumun en önemli nedeni uyum sürecinin daha kısa olacağı, iş ortamında tanıdıkların olmasından dolayı ön yargının kalkacağı, eşlerinden veya ailelerinin çalışma konusunda daha rahat ikna olduklarını ve daha kolay izin verdiklerini belirtmişlerdir. Tanıdık aracılığıyla termal tesislerde çalışan kadınlar genel olarak temizlik, çamaşırhane, mutfak gibi işlerde çalıştıklarını belirtmişlerdir. İnternet ilanıyla işe başlayan kişiler ise, alanında eğitim almış muhasebe, insan kaynakları gibi alanlarda çalıştıklarını belirtmişlerdir. Bunların dışında ise, üniversitede turizm işletmeciliği bölümü okurken termal turizm tesislerinde staj yapmış daha sonrasında normal çalışmaya başladıklarını belirtmişlerdir.

Tablo 9. Katılımcıların Çalıştıkları alanı seçmelerindeki etkenlere Göre Dağılımları

  Katılımcı Sayısı %
Ücreti 20 16,5
Unvanı 11 9,1
Çalışma Saatleri 22 18,2
Çalışma Ortamı 60 49,6
Diğer 8 6,6
Toplam 121 100

Anket çalışmasına katılan 121 katılımcının çalıştıkları alanı seçmelerindeki etkenlere göre dağılımları incelendiğinde ücreti, unvanı, çalışma saatleri, çalışma ortamı ve diğer olmak üzere beş grup bulunmaktadır. Katılımcıların çalıştıkları alanı seçmelerindeki etkenlere göre dağılımları incelendiğinde en fazla %49,6 oranına denk gelen 60 katılımcı çalışma ortamı işi seçmelerindeki en önemli etken olduğunu belirtirken, katılımcıların %18,2 oranına denk gelen 22 katılımcı çalışma saatleri, %16,5 oranına denk gelen 20 katılımcı ücret seçeneğini, , %9,1 oranına denk gelen 11 katılımcı unvanı, %6,6 oranına denk gelen 8 katılımcı diğer nedenlerden dolayı işlerini seçtiklerini belirtmişlerdir.

Katılımcıların çalıştıkları alanı seçmelerindeki etkenler hususunda yapılan mülakatlar neticesinde büyük bir çoğunluk iş ortamından ve ekonomik nedenlerden dolayı tercih ettiklerini belirtmişlerdir. Bu durumun katılımcılara göre nedenleri ise, kendilerinin eğitimlerinin kısıtlı olması ve her işi yapabilecek yetiye sahip olmamaları veya kendilerini öyle görmeleri, çalıştıkları termal turizm işletmelerinde tanıdıklarının olması, tanıdıklarının vasıtası ile işe girdiklerinden dolayı, ikamet ettikleri yerde sigortalı iş bulmanın zor olması veya iş imkânlarının kısıtlı olması, çalışma saatlerinin düzenli olması, maaşın zamanında ödenmesi, alınan ücretin tatmin edici olması gibi nedenler olduğunu belirtmişlerdir.

Tablo 10. “Turizm sektöründe çalışmadan önce başka bir sektörde çalıştınız mı?” Sorusuna Verilen Cevapların Dağılımları

Çalışma Durumu Katılımcı Sayısı %
Evet Çalıştım 74 61,2
Hayır Çalışmadım 47 38,8
Toplam 121 100

Anket çalışmasına katılan 121 katılımcının “turizm sektöründe çalışmadan önce başka bir sektörde çalıştınız mı?” sorusuna verilen yanıtlar incelendiğinde evet çalıştım ve hayır çalışmadım olmak üzere iki grup bulunmaktadır. Katılımcıların turizm sektöründe çalışmadan önce başka bir sektörde çalışıp çalışmadıkları sorusuna vermiş oldukları cevaplar incelendiğinde %61,2 oranına denk gelen 74 katılımcı çalıştıklarını belirtirken, katılımcıların %38,8 oranına denk gelen 47 katılımcı çalışmadıklarını belirtmişlerdir.

Katılımcıların termal turizm tesislerinde çalışmaya başlamadan önce başka bir sektörde çalışıp çalışmadıkları konusunda yapılan mülakatlar neticesinde katılımcıların büyük çoğunluğu başka işlerde de çalıştıklarını belirtmişlerdir. Katılımcıların çalıştıkları işler genel olarak, temizlik şirketinde, tezgâhtarlık, yemek şirketlerinde, çocuk bakımı gibi işlerde çalışmışlardır. Üniversite mezunu olan katılımcılar, eğitimleri sırasında alışveriş merkezlerinde yarı zamanlı olarak çalıştıklarını, bunun dışında ise ön muhasebe, sekreterlik, müşteri hizmetleri gibi işlerde çalıştıklarını belirtmişlerdir.

Tablo 11. “Kendinizi iyi bir anne ve iyi bir eş olarak görüyor musunuz ?” Sorusuna Verilen Cevapların Dağılımları

  Katılımcı Sayısı %
Evet Görüyorum 97 80,2
Hayır Görmüyorum 6 5,0
Kararsızım 18 14,9
Toplam 121 100

Anket çalışmasına katılan 121 katılımcının “kendinizi iyi bir anne ve iyi bir eş olarak görüyor musunuz?” sorusuna vermiş oldukları yanıtlar incelendiğinde evet, hayır ve kararsızım olmak üzere üç grup bulunmaktadır. Katılımcıların “kendinizi iyi bir anne ve iyi bir eş olarak görüyor musunuz?” sorusuna vermiş oldukları yanıtlar incelendiğinde %80,2 oranına denk gelen 97 katılımcı evet yanıtını verirken, katılımcıların %5 oranına denk gelen 6 katılımcı hayır yanıtını vermiş ve %14,9 oranına denk gelen 18 katılımcı kararsız olduklarını belirtmişlerdir.

Katılımcılar ile yapılan mülakatlarda “kendinizi iyi bir anne ve iyi bir eş olarak görüyor musunuz ?” sorusuna büyük bir kısmı evet yanıtını vermişlerdir. Katılımcılar ev ekonomisine yardımcı olmak için eşlerine ailelerine destek olabilmek için çalıştıklarını belirtmişlerdir. Çocuklu olan katılımcılar ise çocuklarının ihtiyaçlarını karşılayabilmek, okutabilmek gibi nedenlerden dolayı çalıştıklarını belirtmişlerdir. Kararsız kalan katılımcılar ise, bir taraftan onlar için çalışmakta iken diğer yandan onlara fazla zaman ayıramadıklarını, çocuklu ailelerin çocukları ile yeteri kadar ilgilenemediklerini, bazı zamanlar aile içi anlaşmazlıkların yaşanması nedeniyle kararsız olduklarını belirtmişlerdir.

Tablo 12. Katılımcılara “Evin reisi kimdir?” Sorusuna Verdikleri Cevaplara Göre Dağılımları

  Katılımcı Sayısı %
Anne 16 13,2
Baba 39 32,2
Eşitlik Söz Konusudur 61 50,4
Kararsızım 5 4,1
Toplam 121 100

Anket çalışmasına katılan 121 katılımcının “evin reisi kimdir ?” sorusuna vermiş oldukları yanıtlar incelendiğinde anne, baba, eşitlik söz konusudur ve karasızım olmak üzere dört grup bulunmaktadır. Katılımcıların “evin reisi kimdir ?” sorusuna vermiş oldukları yanıtlar incelendiğinde %50,4 oranına denk gelen 61 katılımcı eşitlik söz konusudur yanıtını verirken, katılımcıların %32,2 oranına denk gelen 39 katılımcı baba yanıtını vermiş, %13,2 oranına denk gelen 16 katılımcı anne yanıtını vermiş ve %4,1 oranına denk gelen 5 katılımcı kararsız olduklarını belirtmişlerdir.

Katılımcılar ile yapılan mülakatlarda “evin reisi kimdir?” sorusuna katılımcıların büyük bir çoğunluğu eşitlik söz konusudur yanıtını vermişlerdir. Özellikle eşitlik söz konusu yanıtını veren katılımcılar evli çocuklu kişilerden oluştuğu görülmektedir. Anne ve baba yanıtını veren katılımcılar genel olarak bekar kişilerin ailesine yük olmamak ve aile ekonomisine destek olabilmek amacıyla çalıştıklarını belirten kişilerden oluşmaktadır.

Tablo 13. “Öncelikli olarak sorumluluğunuz kime veya neye karşıdır ?” Sorusuna Verdikleri Cevaplara Göre Dağılımları

  Katılımcı Sayısı %
İş yerine 25 20,7
Aileme 82 67,8
Yakın Çevreme 8 6,6
Diğer 6 5,0
Toplam 121 100

Anket çalışmasına katılan 121 katılımcının “Öncelikli olarak sorumluluğunuz kime veya neye karşıdır ?” sorusuna vermiş oldukları yanıtlar incelendiğinde iş yerime, aileme, yakın çevreme, diğer olmak üzere dört grup bulunmaktadır. Katılımcıların “Öncelikli olarak sorumluluğunuz kime veya neye karşıdır ?” sorusuna vermiş oldukları yanıtlar incelendiğinde %67,8 oranına denk gelen 82 katılımcı ailem yanıtını verirken, katılımcıların %20,7 oranına denk gelen 25 katılımcı iş yerine yanıtını vermiş, %6,6 oranına denk gelen 8 katılımcı yakın çevreme yanıtını vermiş ve %5 oranına denk gelen 6 katılımcı diğer yanıtını vermişlerdir.

Katılımcılar ile yapılan mülakatlarda “Öncelikli olarak sorumluluğunuz kime veya neye karşıdır ?” sorusuna vermiş olduğu cevabın büyük bir çoğunluğu aileme yanıtını vermişlerdir. Katılımcılar aile ekonomisine katkı sağlamak, birikim yapmak, çocukların masraflarını karşılamak gibi nedenlerden dolayı çalıştıkları için yine aileye karşı sorumluluk hissetmekte olduklarını belirtmişlerdir. İş yerime yanıtını veren katılımcılar kariyer hedeflerinin olduklarını iş tecrübelerini artırarak daha üst kademe işlerde çalışmak istediklerinden dolayı iş yerine karşı sorumlu hissettiklerini belirtmişlerdir.

Tablo 14. “Evinizde işlerin yürütülmesinden kim sorumludur?” Sorusuna Verdikleri Cevaplara Göre Dağılımları

  Katılımcı Sayısı %
Annem 9 7,4
Babam 11 9,1
Kendim 31 25,6
Eşim 13 10,7
Ortaklaşa 53 43,8
Diğer 4 3,3
Toplam 121 100

Anket çalışmasına katılan 121 katılımcının “Evinizde işlerin yürütülmesinden kim sorumludur?” sorusuna vermiş oldukları yanıtlar incelendiğinde annem, babam, kendim, eşim, ortaklaşa ve diğer olmak üzere altı grup bulunmaktadır. Katılımcıların “Evinizde işlerin yürütülmesinden kim sorumludur?” sorusuna vermiş oldukları yanıtlar incelendiğinde %43,8 oranına denk gelen 53 katılımcı ortaklaşa yanıtını verirken, katılımcıların %25,6 oranına denk gelen 31 katılımcı kendim yanıtını vermiş, %10,7 oranına denk gelen 13 katılımcı eşim yanıtını vermiş ve %9,1 oranına denk gelen 11 katılımcı babam yanıtını vermiş, %7,4 oranına denk gelen 9 katılımcı annem yanıtını vermiş ve %3,3 oranına denk gelen 4 katılımcı diğer yanıtını vermişlerdir.

Katılımcılar ile yapılan mülakatlarda “Evinizde işlerin yürütülmesinden kim sorumludur?” sorusuna vermiş oldukları yanıtlar neticesinde katılımcıların büyük bir kısmı ortaklaşa veya kendilerinin olduğunu belirtmişlerdir. Katılımcılar termal turizm tesislerindeki işlerinin dışında eve geldiklerinde yemek, temizlik gibi işleri kendilerinin yaptıklarını bazı katılımcılar birlikte yaptıklarını belirtmişlerdir. Bunun dışında alışveriş, temel ihtiyaçlar gibi işleri de eşlerinin yaptıklarını belirtmişlerdir. Ayrıca katılımcılar ev veya çalışma ile ilgili alınacak olan kararların ortaklaşa alındığını da belirtmişlerdir.

Tablo 15. “Ailenizin çalışmanıza bakışı nasıldır?” Sorusuna Verdikleri Cevaplara Göre Dağılımları

  Katılımcı Sayısı %
Olumlu 109 90,1
Olumsuz 5 4,1
Belirsiz 7 5,8
Toplam 121 100

Anket çalışmasına katılan 121 katılımcının “Ailenizin çalışmanıza bakışı nasıldır?” sorusuna vermiş oldukları yanıtlar incelendiğinde olumlu, olumsuz ve belirsiz olmak üzere üç grup bulunmaktadır. Katılımcıların “Ailenizin çalışmanıza bakışı nasıldır?” sorusuna vermiş oldukları yanıtlar incelendiğinde %90,1 oranına denk gelen 109 katılımcı olumlu yanıtını verirken, katılımcıların %4,1 oranına denk gelen 5 katılımcı olumlu yanıtını vermiş, %5,8 oranına denk gelen 7 katılımcı belirsiz yanıtını vermiştir.

Katılımcılar ile yapılan mülakatlarda “Ailenizin çalışmanıza bakışı nasıldır?” sorusuna vermiş oldukları yanıtlar incelendiğinde katılımcıların büyük bir çoğunluğu olumlu olduğunu belirtmişlerdir. Bunun nedenleri sorulduğunda en önemli neden olarak aile ekonomisine katkı sağlaması, kadının kendi ihtiyaçlarını giderebilmesi, ekonomik özgürlüğünün olması, kazanılan parayı kullanabilme, birikim yapmaları, çocuklarının ihtiyaçlarını giderme noktasında sağladığı katkı, kendi gerçekleştirme imkânının olması gibi nedenlerin olduğunu belirtmişlerdir. Olumsuz veya belirsiz yanıtını veren katılımcılar ise, eşlerinin kendilerine yeteri kadar zaman ayırmadıklarını, çocukların ihmal edildiğini, bekâr olan katılımcıların ailelerinin evlilik baskısı gibi nedenlerden kaynaklı olduğunu belirtmişlerdir.

Tablo 16. “İşiniz çocuklarınıza ve eşinize gereken özeni göstermenizi etkiliyor mu?” Sorusuna Verdikleri Cevaplara Göre Dağılımları

  Katılımcı Sayısı %
Etkiliyor 17 14,0
Kısmen Etkiliyor 38 31,4
Etkilemiyor 66 54,5
Toplam 121 100

Anket çalışmasına katılan 121 katılımcının “İşiniz çocuklarınıza ve eşinize gereken özeni göstermenizi etkiliyor mu?” sorusuna vermiş oldukları yanıtlar incelendiğinde etkiliyor, kısmen etkiliyor ve etkilemiyor olmak üzere üç grup bulunmaktadır. Katılımcıların “İşiniz çocuklarınıza ve eşinize gereken özeni göstermenizi etkiliyor mu?” sorusuna vermiş oldukları yanıtlar incelendiğinde %54,5 oranına denk gelen 66 katılımcı etkilemiyor yanıtını verirken, katılımcıların %14,0 oranına denk gelen 17 katılımcı etkiliyor yanıtını vermiş, %31,4 oranına denk gelen 38 katılımcı kısmen etkiliyor yanıtını vermiştir.

Katılımcılar ile yapılan mülakatlarda “İşiniz çocuklarınıza ve eşinize gereken özeni göstermenizi etkiliyor mu?” sorusuna vermiş oldukları yanıtlar incelendiğinde katılımcıların büyük bir çoğunluğu etkilemediğini belirtmişlerdir. Etkiliyor veya kısmen etkiliyor yanıtını veren katılımcılar ise, işten eve geldiklerinde hızlı yapılan yemekleri pişirdiklerini, işten yorgun geldikleri için çocuklarıyla ve ailesiyle fazla zaman geçiremediklerini belirtmişlerdir.

Tablo 17. “Kazandığınız ücretin büyük kısmını nerede kullanıyorsunuz?” Sorusuna Verdikleri Cevaplara Göre Dağılımları

  Katılımcı Sayısı %
Ailem için harcıyorum 93 76,9
Kendim için harcıyorum 14 11,6
Çevrem için harcıyorum 2 1,7
Birikim yapıyorum 12 9,9
Toplam 121 100

Anket çalışmasına katılan 121 katılımcının “Kazandığınız ücretin büyük kısmını nerede kullanıyorsunuz?” sorusuna vermiş oldukları yanıtlar incelendiğinde ailem için harcıyorum, kendim için harcıyorum, çevrem için harcıyorum ve birikim yapıyorum olmak üzere dört grup bulunmaktadır. Katılımcıların “Kazandığınız ücretin büyük kısmını nerede kullanıyorsunuz?” sorusuna vermiş oldukları yanıtlar incelendiğinde %76,9 oranına denk gelen 93 katılımcı ailem için harcıyorum yanıtını verirken, katılımcıların %11,6 oranına denk gelen 14 katılımcı kendim için harcıyorum yanıtını vermiş, %1,7 oranına denk gelen 2 katılımcı çevrem için harcıyorum yanıtını vermiş ve %9,9 oranına denk gelen 12 katılımcı geleceğim için birikim yapıyorum yanıtını vermişlerdir.

Katılımcılar ile yapılan mülakatlarda “Kazandığınız ücretin büyük kısmını nerede kullanıyorsunuz?” sorusuna vermiş oldukları cevaplar incelendiğinde katılımcıların büyük bir kısmı kazandıkları ücreti aileleri için harcadıklarını belirtmişlerdir. Bu durumun nedenleri sorulduğunda katılımcılar, ekonomik geçim nedenlerinden dolayı çalıştıklarını dolayısıyla; yeni evli olanların borçlarının veya taksitlerinin olması, ikamet ettikleri yerlerin genelinde iş imkânlarının kısıtlı olması ve olan işlerin maaşının düşük olması, tek maaşın ev geçimine yetmemesi ve aile ekonomisine katkı sağlama isteği, çocuklu ailelerin masraflarının fazla olması, evlerinin kira olması gibi ekonomik nedenler ön plana çıkmaktadır.

Tablo 18. “Sosyal güvenceniz var mıdır? Sizce sosyal güvenlik neden önemlidir?” Sorusuna Verdikleri Cevaplara Göre Dağılımları

  Katılımcı Sayısı %
Evet var 112 92,6
Hayır yok 9 7,4
Toplam 121 100

Anket çalışmasına katılan 121 katılımcının “Sosyal güvenceniz var mıdır? Sizce sosyal güvenlik neden önemlidir?” sorusuna vermiş oldukları yanıtlar incelendiğinde evet var ve hayır yok olmak üzere iki grup bulunmaktadır. Katılımcıların “Sosyal güvenceniz var mıdır? Sizce sosyal güvenlik neden önemlidir?” sorusuna vermiş oldukları yanıtlar incelendiğinde %92,6 oranına denk gelen 112 katılımcı evet var yanıtını verirken, katılımcıların %7,4 oranına denk gelen 9 katılımcı hayır yok yanıtını vermiştir.

Katılımcılar ile yapılan mülakatlarda “Sosyal güvenceniz var mıdır? Sizce sosyal güvenlik neden önemlidir?” sorusuna katılımcıların büyük bir çoğunluğu sigortası olduğunu belirtmiştir. Sigortası olmayan katılımcılar ise yarı zamanlı çalıştıklarını bu nedenle sigortalarının saatlik olarak yatırıldığını belirtmişlerdir. Sosyal güvenliğin neden önemli olduğu konusunda katılımcılar sosyal haklarını savunabilmek, emekli olabilmek, ekonomik olarak aileye bağlı kalmak istememek veya ekonomik olarak rahat etmek, iş yerinde başlarına gelebilecek kazalarda hak talep edebilmek gibi nedenlerden dolayı sosyal güvencenin önemli olduğunu belirtmişlerdir.

Katılımcıların çalışmaya başladıklarındaki yaşları ile katılımcıların eğitim düzeyleri arasında çapraz tablo oluşturulmuştur.

Tablo 19. Katılımcıların Çalışmaya Başladıklarındaki Yaşları İle Katılımcıların Eğitim Düzeyleri Arasında Oluşturulan Çapraz Tablo

    Katılımcıların Eğitim Durumları
Katılımcıların Çalışmaya Başladıkları Yaşları   İlkokul Ortaokul Lise Önlisans Lisans Lisansüstü Toplam
….-18 2 2 8 3 1 0 16
19-22 4 2 19 5 5 0 35
23-27 6 8 9 3 2 1 29
28-32 4 10 1 0 1 0 16
33-37 12 4 0 0 0 0 16
38,…. 7 2 0 0 0 0 9
Toplam 35 28 37 11 9 1 121

Katılımcıların çalışmaya başladıkları yaşları ile katılımcıların eğitim durumları arasında oluşturulan çapraz tablo incelendiğinde katılımcıların yaşları arttıkça katılımcıların eğitim düzeyleri azaldığı görülmektedir. Oluşturulan çapraz tabloda katılımcıların en fazla lise eğitim düzeyindeki 19-22 yaş grubundakiler oluşturmaktadır. Katılımcıların üniversite mezunu olan kişi sayısı toplamda 21 iken, 28 ile 32 yaş grubunda sadece 1 katılımcı üniversite mezunu iken, 33 yaş ve üzeri termal turizm tesislerinde çalışan üniversite mezunu katılımcı bulunmamaktadır. Bunun nedenleri ise; katılımcıların erken yaşta evlenmesi, katılımcıların ailelerinin ekonomik durumlarının olmaması nedeniyle okumadıklarını ve kırsal kesimde yaşayan bireylerin kadınların okumasına ön yargılı davranmaları, kırsal kesimde yaşayan ailelerin çocuklarının fazla olmasından dolayı bütün çocukları okutma konusundan ekonomik sıkıntılar yaşamaları gibi nedenlerden eğitimlerine devam edemediklerini belirtmişlerdir.

Katılımcıları çalışmaya yönelten etkenler ile katılımcıların eğitim düzeyleri arasında çapraz tablo oluşturulmuştur.

Tablo 20. Katılımcıları Çalışmaya Yönelten Etkenler İle Katılımcıların Eğitim Düzeyleri Arasında Oluşturulan Çapraz Tablo

    Katılımcıların Eğitim Durumları
Katılımcıları Çalışmaya Yönelten Etkenler   İlkokul Ortaokul Lise Önlisans Lisans Lisansüstü Toplam
Kariyer Hedefi 2 0 5 4 7 1 19
Ekonomik Durum 32 25 25 4 1 0 87
Sosyal Statü 1 1 1 2 0 0 5
Çevre Baskısı 0 1 2 1 0 0 4
Diğer 0 1 4 0 1 0 6
Toplam 35 28 37 11 9 1 121

Katılımcıları çalışmaya yönelten etkenler ile katılımcıların eğitim durumları arasında oluşturulan çapraz tablo incelendiğinde katılımcıların ekonomik nedenlerle iş gücü piyasalarında yer alması eğitimlerini yarıda bıraktıkları veya istedikleri düzeyde eğitim alamadıklarını belirtmişlerdir. Oluşturulan çapraz tabloda ekonomik durumlarından dolayı çalışmaya başlayan katılımcıların büyük bir bölümü ilkokul, ortaokul ve lise mezunu oldukları görülmektedir. Ekonomik etkenlerden dolayı çalışan katılımcılardan sadece 5 katılımcının üniversite mezunu olması bu durumu desteklemektedir. Termal turizm tesislerinde çalışan üniversite mezunu olarak 21 katılımcı bulunmaktadır. Üniversite mezunu olan katılımcıların çalışma hayatına başlamalarının nedenleri incelendiğinde 12 katılımcı kariyer hedefi olduğunu, 5 katılımcı ekonomik nedenlerden olduğunu, 2 katılımcı sosyal statü olduğunu, 1 katılımcı çevre baskısından olduğunu ve 1 katılımcı ise diğer nedenlerden olduğu görülmektedir.  Bunun nedenleri ise; katılımcıların erken yaşta evlenmesi, katılımcıların ailelerinin ekonomik durumlarının olmaması, yeni evli olmalarından dolayı borçlarının olması, ekonomik sıkıntılar yaşamaları gibi nedenlerden eğitimlerine devam edemediklerini belirtmişlerdir.

Tablo 21. Katılımcıların Çalışma Konusunda Aldıkları Karara Yardımcı Olan Kişilerin Cinsiyet Durumları İle Katılımcıların Çalışma Konusunda Çevrelerinden Destek Alma Durumları Arasında Oluşturulan Çapraz Tablo

  Katılımcıların Çalışma Konusunda Aldıkları Karara Yardımcı Olan Kişilerin Cinsiyet Durumları
Katılımcıların Çalışma Konusunda Çevrelerinden Destek Alma Durumları   Kadın Erkek Toplam
Destek Aldım 66 13 79
Kısmen Destek Aldım 18 8 26
Destek Aldım 13 3 16
Toplam 96 24 121

Katılımcıları çalışma konusunda aldıkları karara yardımcı olan kişilerin cinsiyet durumları ile katılımcıların çalışma konusunda çevrelerinden destek alma durumları arasında oluşturulan çapraz tablo incelendiğinde katılımcıların büyük bir bölümü destek aldığını veya kısmen destek aldığını belirtmişlerdir. Oluşturulan çapraz tabloda katılımcılara çalışma konusunda aldıkları desteği yine kadın arkadaşlarından gördüğünü ve bu arkadaşlarının da iş gücü piyasasında yer aldığını “ ben yapıyorum sen neden yapamayasın” diyerek motive ettiklerini belirtmişlerdir. Eşlerinden veya aile bireylerinden destek alan katılımcılar ise bu durumun temel nedeni olarak ekonomik sıkıntılar yaşamaları olduğunu belirtmişlerdir. Destek almayan katılımcılar ise, okudukları bölüm gereği evlenmeden öncede iş gücü piyasalarında yer almaları, evlendikten sonrada işlerinde çalışmaya devam ettiklerini ve kariyer hedefi olduklarını belirtmişlerdir.

Tablo 22. Katılımcıların Çalıştıkları Alanı Seçimindeki Etkenler İle Katılımcıların Çalıştıkları İşi Nasıl Bulduklarına İlişkin Durumları Arasında Oluşturulan Çapraz Tablo

  Katılımcıların Çalıştıkları Alanı Seçimindeki Etkenler
Katılımcıların Çalıştıkları İşi Nasıl Bulduklarına İlişkin Durumları   Ücreti Unvanı Çalışma Saatleri Çalışma Ortamı Diğer Toplam
İnternet İlanı 6 3 2 5 1 17
Gazete İlanı 1 1 0 1 0 3
Afiş İlanı 1 0 0 0 0 1
Tanıdık Aracılığıyla 9 7 17 50 4 87
Diğer 3 0 3 4 3 13
Toplam 20 11 22 60 8 121

Katılımcıların çalıştıkları alanı seçimindeki etkenler ile çalıştıkları işi nasıl bulduklarına ilişkin durumları arasında oluşturulan çapraz tablo incelendiğinde katılımcıların büyük bir bölümü çalışma saatleri ve çalışma ortamından dolayı tanıdık aracılığıyla işe girdikleri görülmektedir. Araştırmaya katılan 121 katılımcının 87’si tanıdık aracılığıyla işe girmiş ve bu kişilerin 50’si çalışma ortamı ve 17’si çalışma saatlerinin düzenli olması, evi ihmal etmemeleri ve aile ekonomisine katkı sağlayabilmek için çalıştıklarını ifade etmişlerdir. İnternet ilanı ile işe başlayan katılımcılar ise, yine arkadaşlarının sosyal medya hesaplarında ilanı paylaşmaları sonucu işletme ile irtibata geçerek işe başladıklarını belirtmişlerdir. Katılımcılar çalışma ortamı olarak bulundukları kasabanın nüfusunun az olması herkesin birbirini tanıması gibi nedenlerden olduğunu belirtmişlerdir.

Tablo 23. Katılımcıların Turizm Sektöründe Çalışmaya Başlamadan Önce Başka Bir Sektörde Çalışma Durumları İle Katılımcıların Çalıştıkları Alanı Seçimindeki Etkenler arasında Oluşturulan Çapraz Tablo

  Katılımcıların Turizm Sektöründe Çalışmaya Başlamadan Önce Başka Bir Sektörde Çalışma Durumları
Katılımcıların Çalıştıkları Alanı Seçimindeki Etkenler   Evet Çalıştım Hayır Çalışmadım Toplam
Ücreti 9 11 20
Unvanı 8 3 11
Çalışma Saatleri 11 11 22
Çalışma Ortamı 41 19 60
Diğer 5 3 8
Toplam 74 47 121

Katılımcıların çalıştıkları alanı seçimindeki etkenler ile turizm sektöründe çalışmaya başlamadan önce başka bir sektörde çalışma durumları arasında oluşturulan çapraz tablo incelendiğinde araştırmaya katılan 121 katılımcının 74’ü termal turizm tesislerinde çalışmadan önce başka sektör ve alanlarda çalıştıklarını ifade etmişlerdir. Katılımcıların çalıştıkları işler genel olarak, temizlik şirketinde, tezgâhtarlık, yemek şirketlerinde, çocuk bakımı gibi işlerde çalışmışlardır. Üniversite mezunu olan katılımcılar, eğitimleri sırasında alışveriş merkezlerinde yarı zamanlı olarak çalıştıklarını, bunun dışında ise ön muhasebe, sekreterlik, müşteri hizmetleri gibi işlerde çalıştıklarını belirtmişlerdir. Daha önce başka sektörde veya alanda çalışan 74 katılımcının çalıştıkları işin ücreti ve unvanından ziyade çalışma saatleri ve çalışma ortamından dolayı işlerini tercih ettiklerini belirtmişlerdir. Daha önce başka bir sektörde ve alanda çalışmayan 47 katılımcının 11’i işin ücretinden dolayı, 3 katılımcı iş yerinin pozisyonu veya unvanından dolayı, 11 katılımcı çalışma saatlerinden dolayı 19 katılımcı çalışma ortamından dolayı ve 3 katılımcı diğer nedenlerden dolayı termal tesislerde çalışmaya başladıklarını belirtmişlerdir.

Tablo 24. Katılımcıların “Sizce evin reisi kimdir?” Sorusuna İlişkin Cevap Verme Durumları İle Katılımcıların “Kendinizi iyi bir anne veya iyi bir eş olarak görüyor musunuz?” Sorusuna Cevap Verme Durumları Arasında Oluşturulan Çapraz Tablo

  Katılımcıların “Sizce evin reisi kimdir?” Sorusuna İlişkin Cevap Verme Durumları
Katılımcıların “Kendinizi iyi bir anne veya iyi bir eş olarak görüyor musunuz?” Sorusuna Cevap Verme Durumları   Anne Baba Eşitlik Hâkimdir Diğer Toplam
Evet Görüyorum 13 28 53 3 97
Hayır Görmüyorum 0 3 1 2 6
Kararsızım 3 8 7 0 18
Toplam 16 39 61 5 121

Katılımcıların “sizce evin reisi kimdir?” sorusuna ilişkin cevap verme durumları ile “kendinizi iyi bir anne veya iyi bir eş olarak görüyor musunuz?” sorusuna cevap verme durumları arasında oluşturulan çapraz tablo incelendiğinde araştırmaya katılan 121 katılımcının 97’si kendisini iyi bir eş ve anne olarak görmekte ve 121 katılımcının 61’i evlerinde eşitliğin hâkim olduğunu belirtmişlerdir. 121 katılımcının kendilerini iyi bir anne ve eş olarak gören 97 katılımcının, evin reisi olarak 13 katılımcı anne yanıtını vermiş, 28 katılımcı baba yanıtını vermiş, 53 katılımcı eşitlik hâkimdir yanıtını vermiş ve 3 katılımcı diğer yanıtını vermiştir. Kendisini iyi bir eş veya anne olarak görmeyen 6 katılımcı, evin reisi olarak, 3 katılımcı baba yanıtını vermiş, 1 katılımcı eşitlik hâkimdir yanıtını vermiş ve 2 katılımcı diğer yanıtını vermiştir. Kararsız kalan katılımcılar evli olmadıkları için annelik duygusunu bilmediğini fakat evlerinde söz hâkimiyeti babalarında olduğunu belirtmişlerdir.

Tablo 25. Katılımcıların “Evinizde İşlerin Yürütülmesinden Kim Sorumludur?” Sorusuna Cevap Verme Durumları İle Katılımcıların “Kendinizi İyi Bir Anne Veya İyi Bir Eş Olarak Görüyor Musunuz?” Sorusuna Cevap Verme Durumları Arasında Oluşturulan Çapraz Tablo

    Katılımcıların “Evinizde işlerin yürütülmesinden kim sorumludur?” sorusuna Cevap Verme Durumları
Katılımcıların “Kendinizi iyi bir anne veya iyi bir eş olarak görüyor musunuz?” Sorusuna Cevap Verme Durumları   Annem Babam Ben Eşim Ortaklaşa Diğer Toplam
Evet Görüyorum 4 6 27 12 47 1 97
Hayır Görmüyorum 1 1 0 0 1 3 6
Kararsızım 4 4 4 1 5 0 18
Toplam 9 11 31 13 53 4 121

Katılımcıların “Evinizde işlerin yürütülmesinden kim sorumludur?” sorusuna ilişkin cevap verme durumları ile “kendinizi iyi bir anne veya iyi bir eş olarak görüyor musunuz?” sorusuna cevap verme durumları arasında oluşturulan çapraz tablo incelendiğinde araştırmaya katılan 121 katılımcının 97’si kendisini iyi bir eş ve anne olarak görmekte ve bu katılımcılardan 4’ü evin işlerinin yürütülmesindeki sorumlu olan kişinin annesi olduğunu, 6’sı babasının sorumlu olduğunu, 27’si kendisinin sorumlu olduğunu, 47’si ortaklaşa sorumlu olduklarını, 1 katılımcı ise diğer olarak belirtmiştir. Kendisini iyi bir eş veya anne olarak görmeyen 6 katılımcının 1’i evlerinde işlerin yürütülmesinde annesinin sorumlu olduğunu, 1’i babasının sorumlu olduğunu, 1’i ortaklaşa ve 3 katılımcıda diğer olarak belirmiştir.

Tablo 26. Katılımcıların “Evinizde işlerin yürütülmesinden kim sorumludur?” sorusuna Cevap Verme Durumları İle Katılımcıların “Öncelikli olarak sorumluluğunuz kime veya neye karşıdır?” Sorusuna Cevap Verme Durumları Arasında Oluşturulan Çapraz Tablo

    Katılımcıların “Evinizde işlerin yürütülmesinden kim sorumludur?” sorusuna Cevap Verme Durumları
Katılımcıların “Öncelikli olarak sorumluluğunuz kime veya neye karşıdır?” Sorusuna Cevap Verme Durumları   Annem Babam Ben Eşim Ortaklaşa Diğer Toplam
İş Yerine 2 3 5 2 11 2 25
Aileme 6 7 23 9 36 1 82
Çevreme 1 1 2 1 3 0 8
Diğer 0 0 1 1 3 1 6
Toplam 9 11 31 13 53 4 121

Katılımcıların “Evinizde işlerin yürütülmesinden kim sorumludur?” sorusuna ilişkin cevap verme durumları ile “Öncelikli olarak sorumluluğunuz kime veya neye karşıdır?” sorusuna cevap verme durumları arasında oluşturulan çapraz tablo incelendiğinde araştırmaya katılan 121 katılımcının 25’i kendisini iş yerine sorumlu olarak görmekte ve bu katılımcılardan 2’si evin işlerinin yürütülmesindeki sorumlu olan kişinin annesi olduğunu, 3’ü babasının sorumlu olduğunu, 5’i kendisinin sorumlu olduğunu, 2’si eşinin sorumlu olduğunu, 11’i ortaklaşa sorumlu olduklarını, 2 katılımcı ise diğer olarak belirtmiştir. 82 katılımcı kendisini ailesine sorumlu olarak görmekte ve bu katılımcılardan 6’sı evin işlerinin yürütülmesindeki sorumlu olan kişinin annesi olduğunu, 7’si babasının sorumlu olduğunu, 23’ü kendisinin sorumlu olduğunu, 9’u eşinin sorumlu olduğunu, 36’sı ortaklaşa sorumlu olduklarını, 1 katılımcı ise diğer olarak belirtmiştir. 8 katılımcı kendisini çevresine karşı sorumlu olarak görmekte ve bu katılımcılardan 1’i evin işlerinin yürütülmesindeki sorumlu olan kişinin annesi olduğunu, 1’i babasının sorumlu olduğunu, 2’si kendisinin sorumlu olduğunu, 1’i eşinin sorumlu olduğunu, 3’ü ortaklaşa sorumlu olduklarını belirtmiştir.

Tablo 27. Katılımcıların “İşiniz ailenize gereken özeni göstermenizi etkiliyor mu?” Sorusuna Cevap Verme Durumları İle Katılımcıların “Kendinizi iyi bir anne veya iyi bir eş olarak görüyor musunuz?” Sorusuna Cevap Verme Arasında Oluşturulan Çapraz Tablo

  Katılımcıların “İşiniz ailenize gereken özeni göstermenizi etkiliyor mu?” Sorusuna Cevap Verme Durumları
Katılımcıların “Kendinizi iyi bir anne veya iyi bir eş olarak görüyor musunuz?” Sorusuna Cevap Verme Durumları   Etkiliyor Kısmen Etkiliyor Etkilemiyor Toplam
Evet Görüyorum 13 29 55 97
Hayır Görmüyorum 1 1 4 6
Kararsızım 3 8 7 18
Toplam 17 38 66 121

Katılımcıların “İşiniz ailenize gereken özeni göstermenizi etkiliyor mu?” sorusuna ilişkin cevap verme durumları ile “Kendinizi iyi bir anne veya iyi bir eş olarak görüyor musunuz?”sorusuna cevap verme durumları arasında oluşturulan çapraz tablo incelendiğinde araştırmaya katılan 121 katılımcının 97’si kendisini iyi bir eş veya anne olarak görmekte ve bu katılımcılardan 13’ü işinin ailesine göstermesi gereken özeni etkilediğini, 29’u kısmen etkilediğini, 55’i ise etkilemediğini belirtmiştir. 6 katılımcı kendisini iyi bir eş veya anne olarak görmemekte ve bu katılımcılardan 1’i işinin ailesine göstermesi gereken özeni etkilediğini, 1’i kısmen etkilediğini, 4’ü ise etkilemediğini belirtmiştir.

Tablo 28. Katılımcıların “Kazandığınız ücretin büyük bir kısmını nerede kullanıyorsunuz?” Sorusuna Cevap Verme Durumları İle Katılımcıların “Ailenizin çalışmanıza bakış açısı nedir?” Sorusuna Cevap Verme Durumları Arasında Oluşturulan Çapraz Tablo

    Katılımcıların “Kazandığınız ücretin büyük bir kısmını nerede kullanıyorsunuz?” Sorusuna Cevap Verme Durumları
Katılımcıların “Ailenizin çalışmanıza bakış açısı nedir?” Sorusuna Cevap Verme Durumları   Ailem için harcıyorum Kendim için harcıyorum Çevrem için harcıyorum Birikim Yapıyorum Total
Olumlu 86 11 2 10 109
Olumsuz 3 2 0 0 5
Belirsiz 4 1 0 2 7
Toplam 93 14 2 12 121

Katılımcıların “Kazandığınız ücretin büyük bir kısmını nerede kullanıyorsunuz?” sorusuna ilişkin cevap verme durumları ile “Ailenizin çalışmanıza bakış açısı nedir?” sorusuna cevap verme durumları arasında oluşturulan çapraz tablo incelendiğinde araştırmaya katılan 121 katılımcının 109’u çalışmasına ailelerinin olumlu baktığını ve bu katılımcılardan 86’sı kazandığı ücretin büyük bir bölümünü ailesi için harcadığını, 11’i kendisi için harcadığını, 2’si çevresi için harcadığını, 10’u ise birikim yaptığını belirtmiştir. 5 katılımcının çalışmasına ailelerinin olumsuz baktığını ve bu katılımcılardan 3’ü kazandığı ücretin büyük bir bölümünü ailesi için harcadığını, 2’si kendisi için harcadığını belirtmişlerdir. 7 katılımcının çalışmasına ailelerinin nasıl baktığını bilmediklerini ve bu katılımcılardan 4’ü kazandığı ücretin büyük bir bölümünü ailesi için harcadığını, 1’i kendisi için harcadığını, 2’si ise birikim yaptığını belirtmiştir.

Tablo 29. Katılımcıların “Kazandığınız ücretin büyük bir kısmını nerede kullanıyorsunuz?” Sorusuna Cevap Verme Durumları İle Katılımcıları Çalışmaya Yönelten Etkenler Arasında Oluşturulan Çapraz Tablo

  Katılımcıların “Kazandığınız ücretin büyük bir kısmını nerede kullanıyorsunuz?” Sorusuna Cevap Verme Durumları
Ailem için harcıyorum Kendim için harcıyorum Çevrem için harcıyorum Birikim Yapıyorum Total
Katılımcıları Çalışmaya Yönelten Etkenler Kariyer Hedefi 12 6 0 1 19
Ekonomik Durum 70 7 2 8 87
Sosyal Statü 4 0 0 1 5
Çevre Baskısı 2 1 0 1 4
Diğer 5 0 0 1 6
Toplam 93 14 2 12 121

Katılımcıların “Kazandığınız ücretin büyük bir kısmını nerede kullanıyorsunuz?” sorusuna ilişkin cevap verme durumları ile katılımcıları çalışmaya yönelten etkenler arasında oluşturulan çapraz tablo incelendiğinde araştırmaya katılan 121 katılımcının 87’si ekonomik nedenlerden dolayı çalışmakta ve bu katılımcılardan 70’i kazandığı ücretin büyük bir bölümünü ailesi için harcadığını, 7’si kendisi için harcadığını, 2’si çevresi için harcadığını, 8’i ise birikim yaptığını belirtmiştir. 19 katılımcı kariyer hedefi olduğundan dolayı çalışmakta ve bu katılımcılardan 12’si kazandığı ücretin büyük bir bölümünü ailesi için harcadığını, 6’sı kendisi için harcadığını, 1’i ise birikim yaptığını belirtmiştir. 5 katılımcı sosyal statüden dolayı çalışmakta ve bu katılımcılardan 4’ü kazandığı ücretin büyük bir bölümünü ailesi için harcadığını, 1’i ise birikim yaptığını belirtmiştir. 4 katılımcı çevre baskısı nedeniyle çalışmakta ve bu katılımcılardan 2’si kazandığı ücretin büyük bir bölümünü ailesi için harcadığını, 1’i kendisi için harcadığını, 1’i ise birikim yaptığını belirtmiştir. 121 katılımcının 93’ü kazandığı ücretin büyük bir bölümünü ailesi için harcadığını, 14’ü kendisi için harcadığını, 2’si çevresi için harcadığını, 12’si ise birikim yaptığını belirtmiştir.

Tablo 30. Katılımcıların “Kazandığınız ücretin büyük bir kısmını nerede kullanıyorsunuz?” Sorusuna Cevap Verme Durumları İle Katılımcıları Eğitim Durumları Arasında Oluşturulan Çapraz Tablo

  Katılımcıların “Kazandığınız ücretin büyük bir kısmını nerede kullanıyorsunuz?” Sorusuna Cevap Verme Durumları
Ailem için harcıyorum Kendim için harcıyorum Çevrem için harcıyorum Birikim Yapıyorum Total
Katılımcıları Eğitim Durumları İlkokul 33 0 0 2 35
Ortaokul 25 0 0 3 28
Lise 25 7 2 3 37
Önlisans 6 3 0 2 11
Lisans 3 4 0 2 9
Lisansüstü 1 0 0 0 1
Toplam 93 14 2 12 121

Katılımcıların “Kazandığınız ücretin büyük bir kısmını nerede kullanıyorsunuz?” sorusuna ilişkin cevap verme durumları ile katılımcıların eğitim durumları arasında oluşturulan çapraz tablo incelendiğinde araştırmaya katılan 121 katılımcının 35’i ilkokul mezunu olduğu ve bu katılımcılardan 33’ü kazandığı ücretin büyük bir bölümünü ailesi için harcadığını, 2’si ise birikim yaptığını belirtmiştir. 28 katılımcı ortaokul mezunu olduğunu ve bu katılımcılardan 25’i kazandığı ücretin büyük bir bölümünü ailesi için harcadığını, 3’ü ise birikim yaptığını belirtmiştir. 37 katılımcı lise mezunu olduğunu ve bu katılımcılardan 25’i kazandığı ücretin büyük bir bölümünü ailesi için harcadığını, 7’si kendisi için harcadığını, 2’si çevresi için harcadığını, 3’ü ise birikim yaptığını belirtmiştir. 11 katılımcı önlisans mezunu olduğunu ve bu katılımcılardan 6’sı kazandığı ücretin büyük bir bölümünü ailesi için harcadığını, 3’ü kendisi için harcadığını, 2’si ise birikim yaptığını belirtmiştir. 9 katılımcı lisans mezunu olduğunu ve bu katılımcılardan 3’ü kazandığı ücretin büyük bir bölümünü ailesi için harcadığını, 4’ü kendisi için harcadığını, 2’si ise birikim yaptığını belirtmiştir. 1 katılımcı lisans mezunu olduğunu ve kazandığı ücretin büyük bir bölümünü ailesi için harcadığını belirtmiştir. 121 katılımcının 93’ü kazandığı ücretin büyük bir bölümünü ailesi için harcadığını, 14’ü kendisi için harcadığını, 2’si çevresi için harcadığını, 12’si ise birikim yaptığını belirtmiştir.

Çalışmada açık uçlu soru olan “Turizm sektörünün kadın çalışan için uygun bir sektör olduğunu düşünüyor musunuz? Avantajları ve dezavantajları nelerdir?” sorusuna verdikleri yanıtlar incelendiğinde ön plana çıkan avantajları:

  • Erkekler ile kadınların bir arada çalışmasını sağlaması ve cinsiyetçi ayrımın yapılmamasına sağladığı katkı,
  • Sosyal çevre oluşturmadaki katkısı,
  • Farklı kültüre sahip insanlar ile iletişim kurabilme imkânı ve iletişim kurabilme konusunda sağladığı katkı,
  • Bireyin kendini geliştirme konusunda sağladığı katkı,
  • İş imkânı sağlaması,
  • Çalışma saatlerinin düzenli olması,
  • Şehrin gelişmesine sağladığı katkılardır.

Katılımcıların verdikleri cevaplar doğrultusunda ön plana çıkan dezavantajlar ise:

  • Turizm sektöründe iş yoğunluğunun belirli dönemlerde yoğunlaşması,
  • Düşük sezonlarda ücretsiz izne çıkartılmak,
  • Ücretin artmaması veya sınırlı düzeyde artması,
  • Termal turizm tesisleri organizasyon şemasında belirli bölümler haricinde kıdem, unvan gibi yükselmelerin olmaması,
  • Kadın çalışanların sadece temizlik, mutfak ve benzeri ev ile uyumlu işlerde yer verilmesi,
  • Belirli dönemlerde gece çalışmak zorunda olunması,
  • Yoğun dönemlerde yaşanan izin sorunları,
  • Patron ve müdürlerin tamamına yakını erkek olması nedeniyle iletişim konusunda yaşanan sorunlar,
  • Termal turizm işletmelerinde kadınların yaptıkları temizlik, mutfak gibi işleri aynı ücrete erkeklere yaptıramamaktan dolayı işverenin kadınları ikincil iş gücü olarak görmesi ön plana çıkmaktadır.

Çalışmada açık uçlu başka bir soru olan “Gazlıgöl’ün, çalışan kadınlar için uygun bir yer olduğunu düşünüyor musunuz? Olumlu ve olumsuz yönleri nelerdir?” sorusuna verdikleri yanıtlar incelendiğinde ön plana çıkan olumlu yönleri:

  •  İkamet ettikleri yere yakın olması,
  • Erkekler ile kadınların bir arada çalışmasını sağlamasıyla kırsal alanlardaki ön yargının kaldırılmasına sağladığı katkı,
  • Sosyal çevre oluşturmadaki katkısı,
  • Personel servisinin olması,
  • Farklı kültüre sahip insanlar ile iletişim kurabilme, yeni şeyler öğrenebilme imkânı ve iletişim kurabilme konusunda sağladığı katkı,
  • Bireyin kendini geliştirme ve kendine olan güveni artırma konusunda sağladığı katkı,
  • İş imkânı sağlaması ve maddi yönden katkı sağlaması,
  • Çalışma saatlerinin düzenli olması,
  • Ekonomik özgürlük kazandırması ve kendi ayakları üzerinde durabilme yetisini kazanmasına sağladığı katkı,
  • Termal suların kullanımı ve hangi hastalıklara iyi geldiği konusunda bilinçlenmeye sağladığı katkı,
  • Şehrin gelişmesine ve bilinirliğinin artmasına sağladığı olumlu katkılardır.

Katılımcıların verdikleri cevaplar doğrultusunda ön plana çıkan olumsuz katkılar ise;

  • Ücretin düşük olması,
  • Gazlıgöl’ün küçük bir yer olması, herkesin birbirini tanımasından dolayı iş yerinde gerekli ciddiyetin oluşmaması,
  • Erkeklerin aynı paraya yapmayacağı işlerde kadınların çalıştırılması, kadının ikincil iş gücü olarak görülmesi,
  • İş yerinde acil bir durum halinde şehre uzak olması,
  • Düşük sezonda verilen ücretsiz izinler,
  • Yüksek sezonda fazla mesai yapma ve bu duruma bağlı olarak evi ihmal etmek,
  • Termal turizm tesislerinde belirli alanlar dışında yükselme imkânının olmaması,
  • Kasaba küçük olduğu için herkesin birbirini tanıması ve yanlış anlamalar vb. nedenlerden dolayı dedikodunun fazla olması olumsuz yönleridir.

SONUÇ VE ÖNERİLER

Sanayi devrimi ve II. Dünya Savaşı sonrasında dünya genelinde kadın istihdamının artması ve bu konuyla ilgili kurum ve kuruluşların yasal düzenlemeler yapması sonucu kadınların ücretli iş gücü olarak piyasada yerini almaya başlamasını sağlamıştır. Kadınların istihdam edilmesinde bir takım sorunları berberinde getirmiş, aynı zamanda kadınların ücretli birer işgücü olarak piyasada yer almasının birçok olumlu ve olumsuz etkileri tartışılmaya ve araştırılmaya başlanmıştır. Dünyada hızla gelişen ve istihdam etkisi olan sektörlerden biride turizm sektörüdür. Yapılan bu araştırmanın amacı, kırsal kalkınma bölgelerinde kadın istihdamını incelemek ve karşılaştıkları sorunları belirlemektir. Araştırmanın amacına uygun olarak Afyonkarahisar ilinde termal turizm bölgesi olarak nitelendirilen Gazlıgöl bölgesi araştırma alanı olarak belirlenmiştir. Bu amaç doğrultusunda Gazlıgöl bölgesinde istihdam edilen kadınların demografik bilgileri, çalışma koşulları hakkında bilgiler edinilmeye çalışılmıştır. Araştırmanın Afyonkarahisar İli’nin, Gazlıgöl bölgesindeki termal tesislerde çalışan kadınlar ile sınırlandırılmasının nedeni seçilen alanın nüfusunun büyük bir bölümünün kırsal kesimden oluşmasıdır. Araştırmada nitel ve nicel yöntem bir arada kullanılmıştır. Araştırmanın amacına uygun olarak görüşme yapılabilen kadınlar ile görüşmeler gerçekleştirilmiş, görüşme yapılma imkânının olmadığı kadın çalışanlarla ise sadece anket doldurtulmaya çalışılmıştır.

Araştırmanın sonuçlarına göre katılımcıların %29,8 oranına denk gelen 36 katılımcı 2 ile 4 yıl arasında tecrübesi olduğunu ve yaş dağılımları olarak en fazla %28,9 oranına denk gelen 35 katılımcı 19 yaş ile 22 yaş aralığında olduğu tespit edilmiştir. Bu durumun sonucu olarak termal tesislerde çalışan kadınların sektör tecrübeleri 10 yıldan fazla olan kişi sayısı oldukça azdır. Yapılan mülakatlarda katılımcılar, termal turizm işletmelerinde 35 yaş üzerindeki kadınların işletmelerde çalıştırılmak istenmemesinin en önemli nedeni olarak dinamik iş gücü, genel olarak evli olmayan veya evli olsa bile çocuğu olmayan yükümlülükleri az olan kadınları tercih etmektedir. Bunun dışında ise 35 yaşın üzerindeki kadınların termal turizm işletmelerinde çalışmamalarının nedenleri arasında maaşının düşük olması, evlenme, çocuk yapma, çocuk yetiştirme, eşinin izin vermemesi gibi nedenlerinde olduğunu belirtmişlerdir. Termal turizm işletmelerinde genel olarak temizlik işleri, mutfak işleri, çamaşırhane gibi rutin ev işlerinde yapılan işlerin dışında bahçe işleri gibi işlerde çalıştırıldıklarından dolayı işletmeler belirli yaş aralığındaki işgücünü tercih ettiklerini belirtmişlerdir. Bu durumun yanı sıra işin niteliği ve termal işletmelerin organizasyon şemasında kıdem ve maaşta yükselme olmaması maaşta yükselme olsa bile çok sınırlı düzeyde kalması, çalışan kadınlar açısından termal tesislerde uzun süre çalışmalarının önündeki en önemli engellerdir.

Katılımcıların eğitim durumları incelendiğinde en fazla %30,6 oranına denk gelen 37 katılımcı lise mezunu olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların %28,9 oranına denk gelen 35 katılımcı ilkokul, %23,1’ine denk gelen 28 katılımcı ortaokul mezunudur. Katılımcılar eğitimlerini tamamlayamadıkları için termal turizm tesislerinde temizlik, bulaşık, çamaşırhane, mutfak gibi ev işleri benzeri işlerde istihdam edilmektedir. Eğitim seviyesinden kaynaklı iş gücü piyasasında iş bulmanın zor olduğunu, düşük ücretli bu işlerde çalışmak zorunda kaldıkları yaşadıkları sıkıntılardandır. 

Katılımcıları çalışmaya yönelten etkenler başında katılımcıların %71,9 oranına denk gelen 87 katılımcı ekonomik durumlarından dolayı çalıştıklarını belirtmişlerdir. Katılımcılar ekonomik nedenler olarak; yeni evli olanların borçlarının veya taksitlerinin olması, ikamet ettikleri yerlerin genelinde iş imkânlarının kısıtlı olması ve olan işlerin maaşının düşük olması, tek maaşın ev geçimine yetmemesi ve aile ekonomisine katkı sağlama isteği, çocuğu olmayan yeni çiftlerin veya bekâr kişilerin birikim yapmak istemeleri, çocuklu ailelerin masraflarının fazla olması, evlerinin kira olması gibi ekonomik nedenler ön plana çıkmaktadır. Aynı zamanda katılımcıların %65,3 oranına denk gelen 79 katılımcı çalışma konusunda ailesinden veya çevresinden destek aldığını belirtmiştir. Bu desteğin yine kadınlar tarafından sağlandığını belirtmişlerdir. Katılımcılara çalışmaları konusunda termal turizm tesislerinde istihdam edilen arkadaşlarının aracılık yaptığını, motive ettiğini belirtmişlerdir. Bu durumu destekleyen başka bir sonuç ise katılımcıların çalıştıkları işi bulma şekilleri incelendiğinde en fazla %71,9 oranına denk gelen 87 katılımcı tanıdık aracılığıyla işi bulduklarını belirtmeleridir. Katılımcıların çalıştıkları işi, tanıdık vasıtasıyla bulması onların iş ortamına daha çabuk uyum sağladığını ve çalışma konusunda ailelerini daha kolay ikna ettiklerini belirtmişlerdir.

Araştırmanın diğer sonuçları ise, çalışan kadınların kendilerini iyi bir anne veya iyi bir eş olarak gördükleri, evlerinde eşiyle birlikte ortaklaşa söz sahibi olduklarını, kazandıkları parayı yine aile ekonomisine katkı sağlaması amacıyla kazandıklarını ve kazandıkları paranın büyük bir bölümünü yine ailelerine harcadıklarını belirtmişlerdir. Termal turizm tesislerinde çalışan kadınların büyük bir bölümü ilkokul, ortaokul ve lise mezunu olduğu görülmektedir. Yine bu kadınların termal turizm tesislerinde çalışmadan önce temizlik şirketinde, tezgâhtarlık, yemek şirketlerinde, çocuk bakımı gibi işlerde çalışmışlardır. Üniversite mezunu olan katılımcılar, eğitimleri sırasında alışveriş merkezlerinde yarı zamanlı olarak çalıştıklarını, bunun dışında ise ön muhasebe, sekreterlik, müşteri hizmetleri gibi işlerde çalıştıklarını belirtmişlerdir. Yapılan mülakatlarda ön plana çıkan sonuç olarak, kırsal alanlarda iş imkânları kısıtlı olduğu için aynı ücrete erkeklerin çalışmayı kabul etmediği bu nedenle temizlik mutfak gibi işlerde kadınların çalıştırılmakta, bu durumda işverenler tarafında kadınların ikincil iş gücü olarak görülmektedir.

Yapılan bu araştırmanın sonuçları doğrultusunda öneriler ise;

  • Kadın çalışanların iş gücü piyasalarında daha fazla yer almalarını sağlamak amacıyla ilgili kurum ve kuruluşların bir araya gelerek düzenlemeler yapılmalı ve gerekli teşvikler sağlanmalıdır.
  • İlgili kurum ve kuruluşlar kırsal kesimlerin kalkınabilmesi için kısa ve uzun vadeli planlamalar ve stratejiler geliştirmelidir.
  • Kırsal turizm alanında değerlendirilebilecek yerler belirlenmeli ve bu yerlerde yaşayan insanlar kırsal turizm konusunda bilinçlendirilmelidir.
  • Kırsal alanlarda yaşayan bireylere tarihi bilgiler, yörenin özellikleri, yabancı dil gibi kırsal turizmi destekleyici, geliştirici konularda eğitimler verilmelidir.
  • İlgili kurum ve kuruluşlar kadının toplumdaki yerini savunacak ve geliştirecek, cinsiyetçi ayrımı ortadan kaldıracak düzenlemeler ve uygulamalar geliştirilmelidir.
  • Çalışan kadınların sosyal haklarını bilme konusunda bilinçlendirilmeli, kayıt dışı istihdamın önünde geçilmelidir.

KAYNAKÇA

Abuşoğlu, Ö. ve İnan, Ö. (1989). Kalkınmada Öncelikli Yöreler ve Bölgesel Gelişme İçin Bir Model”, TOBB Yayınları, Yayın No: Genel 105, Ar-Ge 39, Nisan, Ankara.

Acar, Ahmet C. (1992). Kadınların İşletmelerde İstihdamı ve Kadınların Çalışmasına Karşı Tutumlarla İlgili Bir Araştırma, (Yayınlanmamış Doktora Tezi), İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.

Ackah, C. ve Heaton, N. (2003). Human Resource Management Careers: Different Paths for Men and Women? , Career Development International, Vol. 8 (3).

Akoğlan, M. K. (1996). Konaklama Endüstrisinde Kadının Konumu, Anatolia Turizm Araştırmaları Dergisi, 7 (3-4): 16-23.

Akpınar, R. (2012). Türkiye’de Değişen Bölgesel Kalkınma Politikaları, Karadeniz Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 6, ss.29-46.

Anderson, P., Baumberg, B. (2006). Alcohol in Europe: A Public Health Perspective A Report for The European Commission, European Commission Health &Consumer Protection Directorate- General, London.

Andre M. (1993). Feminizm, İletişim Yayınları, İstanbul.

Apalı, A. (2009). Bölgesel Kalkınma Ajansları ve İzmir Kalkınma Ajansı Örneği, Yüksek Lisans Tezi, Erciyes Üniversitesi, Kayseri.

Aracı, Ü. Erdoğan, Koçak, N. (2014). Dezavantajlı Bireylerin Turizmde İstihdamı: İnsan Kaynakları Yöneticilerinin Algı, Görüş ve Deneyimlerinin İncelenmesi, Gazi Üniversitesi Turizm Fakültesi Dergisi 2, 191- 205.

Ardahaey, F. Tohidy. (2011). Economic Impacts Of Tourism Industry, International Journal of Business and Management Vol. 6, No. 8.

Ateş, A., Gökçe, F., Kılınç, C. ve Sunar, H. (2017). 2003-2016 Yılları Arası Türkiye Turizm Ekonomisinin Analitik Hiyerarşi Süreci (AHS) Yöntemiyle Performans Değerlendirmesi, 1. Uluslararası Turizmin Geleceği Kongresi: İnovasyon, Girişimcilik ve Sürdürebilirlik Kongresi, 28-30 Eylül, Mersin. 1249-1258.

August B. (1975). Kadın ve Sosyalizm, Toplum Yayınları, Ankara.

Aydemir, C. ve Karakoyun, İ. (2011). Yeni Bölgesel Kalkınma Yaklaşımı Ve Kalkınma Ajansları Karacadağ Kalkınma Ajansı Örneği, Ekin Yayınları, Bursa.

Aykaç, M. (1991). Kadın İşgücü ve İstihdamı, Sosyoekonomik Yönleriyle Aile Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Ekonomik Araştırma Merkezi Yayın No. 6, İstanbul, 1991, s. 26-46.

Badinter, E. (2009). Kadınlık mı? Annelik mi?. İletişim Yayınları. İstanbul.

Bahar, O. (2013). ‘‘Turizm Sektörü-Ekonomi İlişkisi’’, Editör: Metin Kozak, Turizm Ekonomisi, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir, ss. 2-26.

Bahar, O. ve Kozak, M. (2013). Turizm Ekonomisi. (5.Baskı) Detay Yayıncılık. Ankara.

Bakır, H. ve Tuncel, C.O. (2010). Yenilik Temelli Bir Bölgesel GeliŞme Sürecinde Kalkınma Ajanslarının Yeri”, İşletme ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Cilt: 1, Sayı: 4, ss.19-41.

Baum, T. (2013). International perspectives on women and work in hotels, catering and tourism Printed by the International Labour Office, Geneva, Switzerland Bureau for Gender Equality and Sectoral Activities Department GENDER WorkingPaper 1/2013 SECTOR WorkingPaper No. 289.

Blau, D., Robins, P. (1988). Child Care Costs And Family Labor Supply. Review Of Economics And Statistics, August: 374-381.

Brownell, J. (1994). Women in Hospitality Management: General Managers’ Perceptions of Factors Related to Career Development ”, International Journal of Hospitality Management, Vol: 13 (2).

Bütün, M. (2010). Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Perspektifinden Çocuk Bakım Hizmetleri: Farklı Ülke Uygulamaları, T.C. Başbakanlık Kadın Statüsü Genel Müdürlüğü, Ankara.

Can, M. ve Esengün, K. (2007). Avrupa Birliği Kırsal Kalkınma Programlarının Türkiye’nin Kırsal Kalkınması Açısından İncelenmesi: SAPARD ve IPARD Örneği, GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 24 (2), 43-56.

Cattan, P. (1991). Child Care Problems: An Obstacle To Work. Monthly Labor Review, October: 1-9.

Cave, P. ve Kılıç, S. (2010). The Role of Women in Tourism Employment with Special Re­ference to Antalya, Turkey, Journal of Hospitality Marketing & Management, 19 (3): 280-292.

Chase, Robert S. (1995). Womens Labor Force Participation During And After Communism: A Study Of The Czech Republic And Slovakia. Yale University Economic Growth Center Discussion Paper No:768, November: 1-25.

Costa, C., Carvalho, I. ve Breda, Z. (2011). Gender Inequalities in Tourism Employment: The Portuguese case, Revista Turismo & Desenvolvimento, 15: 39- 54.

Çağlayan Ç. ve Etiler N. (2009). Türkiye’de Kadın İsçilerin Mesleksel Sağlığı” , Türk Tabipler Birliği Mesleki Sağlık Ve Güvenlik Dergisi.

Çıtak, A. (2008). Kadınların Çalışmasına Yönelik Tutum: Cinsiyet, Cinsiyet Rolü ve Sosyoekonomik Düzeye Göre Bir Karşılaştırma, Y.Y.L.T, T.C Ankara Üniversitesi, S.B.E Psikoloji A.B.D, Ankara.

Çolak, Faruk Ö. (2003). Sanayileşme ve Kadın işgücü, istihdam. Kadın İşgücü ve Yeni İş Kanunu Sempozyumu, Muğla.

Çolak, Ö. Faruk ve Kılıç, C. (2001). Yeni Sanayileşen Bölgelerde Kadın İşgücü Arzı: Şanlıurfa Örneği, TİSK Yayınları, No: 214, Ankara.

Çoşkun, H. (2004). Bölgesel Kalkınma Planı Bölgenin Yol Haritası Olacak, Dünya Gazetesi.

Deane, P. (1994). İlk Sanayi İnkılabı, Çeviren: Tevfik Güran, Türk Tarih Kurumu Yayınevi, Ankara.

Demirbilek, S. (2005). Sosyal Güvenlik Sosyolojisi, Legal, İzmir.

Demirbilek, S. (2007), Cinsiyet Ayrımcılığının Sosyolojik Açıdan İncelenmesi, Finans Politik & Ekonomik Yorumlar, C:44, S:511, ss.12-27.

Dinçer, F. İ., Akova, O., Ertuğral, S. M. ve Çifçi, M. A. (2016). Woman Labour in Tourism Industry in Turkey: Opportunities And Barriers, Eurasian Academy of Sciences Social Sciences Journal, Volume:S1: 379-395

Doğan, Hasan Z. (2004).Turizmin Sosyo- Kültürel Temelleri (2.Baskı). Ankara: Detay Yayıncılık.

Doherty, L., ve Manfredi, S. (2001). Women’s employment in Italian and UK hotels. International Journal of Hospitality Management, 20(1), 61-76.

DPT, (Devlet Planlama Teşkilatı). (1994). Kadın, Yayın No: DPT:2358-ÖİK:426, Ankara.

Ehrenberg, R. ve Smith, R. (1988). Modern Labor Economics: Theory and Public Policy, Longman Higher Education, 3rd Edition, İllinois.

Elmas, S. (2007). Gender and Tourism Development: A Case Study of the Cappodoccia Region of Turkey, Tourism and Gender: Embodiment, Sensuality and Experience içinde, A. Pritchard, N., Morgan, I. Atelyevic (Editörler), Cambridge, MA: CABI Pub­lishing.

EUROSTAT (2010). Household Structure in The EU, 2010 Ed., Publications Office of the European Union, Luxemburg.

Fernandez, M., Pena-Boquete, Y. ve Pereira, X. 2009. “Labor Conditions in the Spanish Hotels and Restaurants Industry”, Tourism Analysis, 14 (3): 293- 312.

Fukuyama, F., (2000). Büyük Çözülme, çev. Zeynep Avcı, Aslı T. Aydemir, İstanbul, Sabah Kitapları, s. 47- 48.

Gasper, D. (1995). Kalkınma Ahlakı: Yeni Bir Alan mı? Piyasa Güçleri ve Küresel Kalkınma, Çeviren: İdil Eser, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.

Geray, C. (1999). Kırsal Kalkınma Yöneltileri, İlçe Yerel Yönetimi ve İlçe Köy Birlikleri, Çağdaş Yerel Yönetimler Dergisi, C.8, Sayı: 2, Ankara.

Giddens, A. (2012). Sosyoloji, (Çeviren: İsmail Yılmaz), Kırmızı Yayınları, İstanbul

Gilbert, N. (2008). A Mother’s Work: How Feminism, The Market, And Policy Shape Family Life. Yale University Press.

Gitmez, E. (2013). Yeni Bir Ekonomik Kalkınma Modeli Olarak Kalkınma Ajansları: Karacadağ Kalkınma Ajansı Örneği, Yükseklisans Tezi, Dicle Üniversitesi, Diyarbakır.

Glick, P., Sahn, D. (2005). Intertemporal Female Labor Force Behavior in a Developing Country: What Can Learn From a Limited Panel? Labor Economics, Vol:12, No:1, ss. 23-45.

Goldin, C. (1991). The Role Of World War II In The Rise Of Women’s Employment. American Economic Review, Vol.81, Nu.4, September: 741-756.

Gökçe, F., Cihangir, Serhan İ., Sunar, H. ve Summak, Erhan M. (2017). Kreatif Turizm Ve Hatay’da Var Olan Potansiyeli Üzerine Bir Araştırma, Social Scıences Studies Journal, Vol:3, Issue:7, pp.1470-1479

Gönel, F. Doğaner (2010). Kalkınma Ekonomisi, Efil Yayınevi, Ankara.

Gönen, İ. (2004). Dönemsel Olayların Turizm Ekonomisine Etkileri ve Çözüm Önerileri, Balıkesir Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yükseklisans Tezi, Balıkesir.

Gupta, N., ve Sharma, A. K. (2003). Gender inequality in the work environment at institutes of higher learning in science and technology in India. Work, employment and society, 17 (4), 597- 616.

Gülçubuk, B. (2005), Önce Doğa, Önce İnsan, www. bugday.org/article.php?ID=758, Erişim Tarihi: 01.02.2019.

Gülçubuk, B. ve Karabıyık, E. (2002). Avrupa Birliğine Uyum Sürecinde Türkiye’nin Kırsal Kalkınma Politikası ve Yükümlülükleri, Türkiye V. Tarım Ekonomisi Kongresi, 18-20 Eylül, 2002, Erzurum.

Güloğlu, T. (2005). The Reality of Informal Employment in Turkey, International Programs, Visiting Fellow Working Papers, Cornell University.

Günday, P. Doğan (2011). Ekonomik Kalkınmada Kadın’ın Önemi ve Katkısı, T.C. Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Anabilim Dalı Genel İktisat Programı Yüksek Lisans Tezi, İzmir.

Gündüz, Y. (2010). Bölgesel Kalkınmada Kalkınma Ajanslarının Rolü ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi, Editörler: Akgül, B. ve Uzay, N. Türkiye’de Bölgesel Kalkınmanın Yeni Örgütleri Kalkınma Ajansları, Ekin Yayınevi, ss. 67-83.

Gürol, A. (2000). Türkiye’de Kadın Girişimci ve Küçük İşletmesi: Fırsatlar, Sorunları, Beklentiler ve Öneriler. Ankara. Atılım Üniversitesi yayını – 2.

Gürol, M. A. (2007). Türkiye’de İş Yaşamındaki Kent Kadınının Açmazı: Kariyer-Aile İkilemi. Selçuk Üniversitesi Karaman İİBF Dergisi Yerel Ekonomiler Özel Sayısı, 144-150. ss.

Gürsel, S., Levent, H., Taştı, E., Yörükoğlu, A. Erçevik, A.S. ve Tercan, P. (2002). Türkiye’de İşgücü Piyasası ve İşsizlik, TÜSİAD Yayını, No:TÜS_AD-T/2002/12-354, İstanbul.

Han, E. Kaya, Ayten A. (2008). Kalkınma Ekonomisi Teori ve Politika, 6. Baskı, Nobel Yayınları: Ankara.

Hayghe, Hovard V. ve Bianchi, Suzanne M. (1994). Married Mothers’Work Patterns: The Job-Family Compromise. Monthly Labor Review, June: 24-30.

Hemmati, M. (2000). Women’s Employment and Participation in Tourism, Sustainable Travel & Tourism, (5) 1: 17- 21.

Hepşen, Ö. (2010) Tevrat, İncil Ve Kuran-I Kerimde Kadın Bedeni, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara

Hisrich R. D. ve Brush C. (1983). The Woman Entrepreneur: Management Skills and Business Problems, Journal of Small Business Management, January, 30- 37.

Hisrich R.D. ve Öztürk S.A. (1999). Women Entrepreneurs in a Developing Economy, Journal of Management Development, 18 (2):114- 125.

Hovardaoğlu, O. (2012). Kırsal Kalkınma, Yaşam Kalitesi ve Yakın-Kırsal: Türkiye’de Kırsal Kalkınma Stratejileri için Bir Kavramsal Çerçeve Önerisi. https://www.researchgate.net/publication/325360889. Erişim Tarihi: 12.01.2019.

http://gazligol.net/gazligolun-suyunun-faydalari-ve-iyi-geldigi-hastaliklar/, Erişim Tarihi: 12.01.2019.

https://www.basaranlartermal.com.tr/tedaviler-kaplica-suyumuzun-faydalari-12-detay,  Erişim Tarihi: 12.01.2019.

http://www.cinartermal.com.tr/gazligol-tarihi/, Erişim Tarihi: 12.01.2019.

ILO, (2015). Women in Bussines and Management: Gaining Momentum, ILO Publications, Geneva.

ILO, (2016). Women at work, ILO Publications, Geneva

Işık, N. ve Kılınç, E. Can. (2011). Bölgesel Kalkınma’da ArGe ve İnovasyonun Önemi: Karşılaştırmalı Bir Analiz”, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İİBF Dergisi, S. 6(2).

Iverson, K. (2000). The paradox of the contented female manager:: An empirical investigation of gender differences in pay expectation in the hospitality industry. International Journal of Hospitality Management, 19 (1), 33- 51.

İşgüden, T., Erkan, H., Pirili, M., Türkay, M., Kurtulus, H., Ceylan, T. ve Ercan, F. (1995). Kalkınma Kuramları, Gelişme İktisadı: Kuram-Eleştiri-Yorum, Derleyen: Tamer İşgüden, Beta Yayıncılık, İstanbul.

Jelinek, M., ve Adler, N. J. (1988). Women: World-class managers for global competition. Academy of Management Perspectives, 2 (1), 11- 19.

Kamerman, Sheila B., Neuman, M., Waldfogel, J. (2003). Social Policies, Family Types, And Child Outcomes In Selected OECD Countries, OECD Social, Employment, And Imigration Working Papers, No. 6, May 20.

Karaduman, E. (1992). Ekonomik Kalkınmada Finansman ve Organizasyon, Yüksek Lisans Tezi, TODAİE, Ankara.

Karataş, A. (2006). Türkiye’de Kadın İşgücünün Durumu: Denizli Tekstil Sektöründe Kadın İşgücü Örneği, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Muğla.

Kavak, Y. (1997). Eğitim, istihdam ve işsizlik ilişkileri. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 13(13).

Kaya, Ş. (2017). Turizmde Kadın Emeği, KARATAHTA İş Yazıları Dergisi, Sayı: 9/ Aralık 2017 (S: 1- 22)

Kaypak, Ş. (2012). Ekolojik Turizm ve Sürdürülebilir Kırsal Kalkınma, KMÜ Sosyal ve Ekonomi̇k Araştırmalar Dergi̇si 14 (22): 11-29.

Kıratoğlu, E. (2015). Bölgesel Kalkınma Farklılıklarının Giderilmesinde Bölgesel Kalkınma Politikaları ve Kalkınma Ajanslarının Önemi: Karacadağ Kalkınma Ajansı. Yüksek lisans Tezi, Harran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Şanlıurfa.

Klaassen, Leo H. (1967). Social Amenities in Area Economic Growth. Paris: OECD Publications, Manpower and Social Affairs Committee, 5. Series of Developing Job Opportunities.

Klasen, S. ve Pieters, J. (2012). Push or Pull? Drivers of Female Labor Force Participation During India’s Economic Boom, IZA Discussion Paper No. 6395, Bonn.

Kocacık, F. ve Gökkaya, Veda B (2005). Türkiye’de Çalışan Kadınlar Ve Sorunları, Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 6, Sayı 1.

Koray, M. (2000). Sosyal Politika, Ezgi Yayınevi, Bursa.

Korkmaz, Ö. (2016). Kadınların İşgücüne Katılma Eğilimleri: Türkiye Örneği, TİSK Akademi, C. 11 (22) 2016: 300-329.

Kozak, N. (2012). Genel Turizm Bilgisi, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Yayınları, Eskişehir

Kozak, N., Kozak, Meryem A. ve Kozak, M. (2013). Genel Turizm İlkeler ve Kavramlar. (14.Baskı) Detay Yayıncılık. Ankara.

Köklü, A. (1976), Makro İktisat. S Yayınları. Ankara.

Köse, Z. (2014). Turizmde Kadın İstihdamı Ve Kadın Girişimciliği Beypazarı Örneği, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Antropoloji Anabilim Dalı, Ankara.

Kumral,  N. (2006). Bölgesel Rekabet Gücünü Artırmaya Yönelik Politikalar, Bölgesel Kalkınma ve Yönetişim Sempozyumu Bildiriler Kitabı, 7-8 Eylül 2006, ODTÜ Yayınları, Ankara.

Küçük, M. (2015). Çalışma Hayatında Kadınlar ve Karşılaştıkları Sorunlar: Bir İşverene Bağlı Olarak Çalışan Emekçi Kadınlara İlişkin Bir Araştırma. Ekonomi Bilimleri Dergisi, 7 (1), 1- 17.

Lam, P. Er (2009). Declining Fertility Rates In Japan: An Ageing Crisis Ahead”, EAI: East Asian Institute Background Brief No. 433, Februar.

Laura, P. Rabak, M. K., Kirsi, A. (2012). “Living Aloneand Antidepressant Medication Use: A Prospective StudyIn A Working-age Population”, BMC Public Health, Vol. 12, No. 236.

Lyness, K. S., ve Judiesch, M. K. (1999). Are women more likely to be hired or promoted into management positions?. Journal of Vocational Behavior, 54 (1), 158- 173.

Mcıntosh, R., Gupta, G. (1980), Tourism: Principles, practices, philosophies, Grid, Inc., 3rd, ed., USA.

Mehryar, A. H., Aghajanian, A., Tabibian, M., & Tajdini, F. (2002). Women’s Education and Labor Force Participation and Fertility Decline in Iran. Arkansas, USA: Fayetteville State University.

Minibaş, T. (2005). Ekonomik Kalkınma ve Kadın İstihdamı, 4. Uluslararası Kadın Yöneticiler Forumu, İTO Meclis Salonu, 07.07.2005.

Morgan, P. (2006). Family Policy, Family Changes: Sweden, Italy and Britain Compared, Civitas: Institute for the Study of Civil Society, London.

Morgan, S. P. (2003). Is low fertility a twenty-first-century demographic crisis?. Demography, 40(4), 589-603.

Narin, M., Marşap, A., ve Gürol, M. A. (2006). Global Kadın Girişimciliğinin Maksimizasyonunu Hedefleme: Uluslararası Arenada Örgütlenme ve Ağ Oluşturma. Gazi Üniversitesi İİ BF Dergisi, 8 (1), 65- 78.

Olalı, H., ve Alp, T. (1998). Turizm Ekonomisi, Ofis Ticaret Matbaacılık Şti., İzmir.

Özbay, F. (1982). Türkiye’de Kırsal/Kentsel Kesimde Eğitimin Kadınlar Üzerindeki Etkisi, Nermin Abadan Unat (Der.), Türk Toplumunda Kadın, 2. Baskı, Araştırma, Eğitim, Ekin Yayınları, İstanbul :.171-197.

Özbay, F. (1993). Kadınların Ev İçi ve Ev Dışı Uğraşlarındaki Değişme. Şirin Tekeli (Der.), Kadın Bakış Açısından 1980’ler Türkiye’sinde Kadın, 2. Baskı, İletişim Yayınları, İstanbul: 129-158.

Özcan, N. (2018). Kadın İstihdamında Kayıt Dışılık Sorunu: İskenderun Örneği, TC. Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Anabilim Dalı, Yükseklisans Tezi Isparta.

Özçatal, Elif Ö. (2011). Ataerkillik, Toplumsal Cinsiyet ve Kadının Çalışma Yaşamına Katılımı, Çankırı Karatekin Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, C:1, S:1, ss.21-39.

Özer, M. ve Biçerli, K. (2004). Türkiye’de Kadın İşgücünün Panel Veri Analizi, Sosyal Bilimler Dergisi 2003-2004, ss.55-86.

Öztaş, K. (2002) Turizm Ekonomisi Genel Turizm Bilgileri, Nobel Yayınevi, Ankara.

Reskin, B. F., ve Ross, C. E. (1992). Jobs, authority, and earnings among managers: The continuing significance of sex. Work and Occupations, 19 (4), 342- 365.

Schindehutte M., M. Morris, M. Lord ve C. Brennan (2003). Entrepreneurs and Motherhood: Impacts onTheir Children in South Africa and The United States, Journal of Small Business Management, 41 (1), 94‐ 107.

Selmer, J., ve Leung, A. S. (2002). Career management issues of female business expatriates. Career Development International, 7 (6), 348 – 358.

Soehanovic, J., Zougaj, M., Krizoman, D., ve Bojanic- Glavica, B. (2000). Some characteristics of women managers in the hotel industry. International Journal of Contemporary Hospitality Management, 12 (4), 267- 270.

Sunar, H., Gökçe, F., Ateş, A., Kılınç, C. ve Yılmaz, R. (2018). 2013-2016 Karlılık Oranları İle Ahp-Topsis Yöntemleri Kullanılarak Performans Değerlendirilmesi: Borsa İstanbul’da Yer Alan Turizm Şirketleri Örneği, VII. Ulusal III. Uluslararası Doğu Akdeniz Turizm Sempozyumu, İskenderun, ss. 1167-1182.

Şenel A. (1985). İlkel Topluluktan Uygar Topluma, 2. Basım, Birey ve Toplum Yayınları, Ankara

Tarhan, N. (2005). Kadın Psikolojisi, Nesil Yayınları, İstanbul

Taşcı, K., Akpınar, R. ve Özsan, M.E. (2011), Teoride ve Uygulamada Bölgesel Kalkınma Politikaları, 1.Baskı, Ekin Yayınevi, Bursa.

Te Velde, E. R. (2011). Is Women’s Emancipation Still Compatible with Motherhood in Western Societies?. In The Future of Motherhood in Western Societies (pp. 5-15). Springer, Dordrecht.

Tekin, A. (2011). Küreselleşen Dünyada Bölgesel Kalkınma Dinamikleri, Kamu Politikaları ve Bölgesel Kalkınma Ajansları, Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Kütahya.

Thirlwall, Philip A. (1983). Growth and Development, Third Edition, Macmillan Education Ltd., London and Basingstoke.

Tokol, A., (1999). Dünya’da Kadın İşgücü, TİSK, Türkiye’de Kadın İşgücü Seminerleri I-II, 28 Nisan 1999, Bursa.

Toksöz, G. (2007). Türkiye’de Kadın İstihdamının Durumu, Uluslararası Çalışma Ofisi, Ankara.

Tolunay, A. ve Akyol, A. (2006). Kalkınma ve Kırsal Kalkınma: Temel Kavramlar ve Tanımlar, Süleyman Demirel Üniversitesi Orman Fakültesi Dergisi Seri: A, Sayı: 2, Yıl: 2006, ISSN: 1302-7085, Sayfa: 116-127.

Toulemon, L., Pennec, S. (2011). How Many People Live Alone In France?, Population& Societies, No. 484, December.

TÜSİAD (Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği).(2008), Türkiye’deki Bölgesel Farklar ve Politikalar, TÜSİAD Yayınları-471, İstanbul.

Twenge, Jeann M. (2006). Generation Me: Why Today’s Young Americans Are More Confident, Assertive, Entitled and More Miserable Than Ever Before, Free Press, NewYork.

Ufuk, H. ve Özgen Ö. (2001). Interaction Between the Business and Family Lives of Women Entrepreneurs in Turkey, Journal of Business Ethics, 31:95-106.

Uğuz, S. Ç., Ve Topbaş, F. (2016). Turizmde Kadın İstihdamı ve Ücret Ayrımcılığı: Karşılaştırmalı Bir Analiz. Anatolia: Turizm Araştırmaları Dergisi, 27(1).

Unay, C. (1993). Makro Ekonomi, Beşinci Baskı, Uludağ Üniversitesi Basımevi, Bursa.

UNICEF (2008). The Child Care Transition, UNICEF Innocenti Research Centre Report Card 8, Florence, Italy

Uzay, N. (2005). Bölgesel Gelişmişlik Farklarının Giderilmesi ve Bölgesel Kalkınma Ajansları, 1. Baskı, Şeçkin Yayıncılık, Ankara.

Ünlüönen, Kurban., A. Tayfun, A. Kılıçlar. (2007). Turizm Ekonomisi, Nobel Yayın Dağıtım, Ankara.

Welsh, D.H.B, Memili, E., Kaciak, E. ve Miyuki, O. (2014). Japanese Women Entrepreneurs: Implications for Family Firms. Journal of Small Business Management, 52 (2):286- 305.

Yanardağ, M. Özgür ve Mehmet Avcı (2012), “Turizm Sektöründe İstihdam Sorunları: Marmaris, Fethiye, Bodrum İlçeleri Üzerine Ampirik Bir İnceleme”, Ege Stratejik Araştırmalar Dergisi, C:3, S:2, ss.39-62.

Yazıcı, Ayşe M. (2018). Medeni Durumun Ve Eğitimin Kadınların İşgücüne Katılımına Etkisi: Tüik Verileri Üzerine Ampirik Bir Çalışma, İktisat Politikası Araştırmaları Dergisi Journal of Economic Policy Researches Cilt/Volume:5, Sayı/Issue:2 Yıl/Year: 2018, 101-116.

Yıldız, Z. (2011) Turizm Sektörünün Gelişimi Ve İstihdam Üzerindeki Etkisi, Süleyman Demirel Üniversitesi Vizyoner Dergisi C.3, S.5. s.54-71.

Yılmaz, A., Bozkurt, Y. ve İzci, F. (2008). Kamu Örgütlerinde Çalışan Kadın İşgörenlerin Çalışma Yaşamlarında Karşılaştıkları Sorunlar Üzerine Bir Araştırma, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 9(2). 89-114.

Yorgun, S. (2010). Sömürü, Koruma ve Pozitif Ayrımcılıktan Çalışma Hayatının Egemen Gücü Olmaya Doğru Kadınlar: 21. Yüzyıl ve Pembeleşen Çalışma Hayatı, Sosyo Ekonomi Dergisi,S:1.

Zeytinoğlu, E. (1998). Ekonomik Doktrinler ve Ekonomik Sistemler, MİM Matbaacılık Yayını, 2.Baskı, İstanbul.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir